Toprak bacalardan beton yığınlarına bir özlem hikâyesi
Cahit Hınıslıoğlu
Milat
Zaman, önüne katıp götürdüğü her şeyi bir toz bulutu gibi savururken, bazı şehirlerin ruhu hafızamızın en kuytu köşesinde taze bir ekmek kokusu gibi asılı kalır. Bizim kuşak bilir; özellikle de Erzurum’un o toprak bacalı evlerinde çocukluğunu bırakanlar… Ramazan denince, sadece aç kalınan saatleri değil, gönüllerin doyduğu o muazzam iklimi hatırlayanlar. 1960 ila 70’li yılların Erzurum’unda çocuk olmak, dünyanın en ayrıcalıklı makamına sahip olmak demekti. 11 Ayın Sultanı kapıyı çaldığında, şehir bir başka libasa bürünürdü. Elmalı şekerlerin kırmızısı çocukların yüzüne vurur, horozlu şekerler her büyüğün avucunda birer sevgi nişanesi olarak beklerdi. Öğleye kadar tutulan o masum “tekne oruçları” ise bayram hediyelerinin…