– “İran’ın Suudi Arabistan, Körfez ülkeleri, Ürdün ve Türkiye’ye yönelik pervasız saldırılarını kınıyoruz. Bu saldırıları, devletlerin egemenliğine yönelik kabul edilemez bir ihlal ve bölgenin güvenliği ile istikrarına doğrudan bir tehdit olarak değerlendiriyoruz”

ANKARA (AA) – FARUK TOKAT – Suudi Arabistan’ın Ankara Büyükelçisi Fahad bin Assaad bin Abdulkareem Abualnasr, ülkesi ile Türkiye arasındaki ilişkilerin son dönemde liderler düzeyindeki karşılıklı ziyaretler ve ortak vizyonlar çerçevesinde güçlenerek stratejik bir ivme kazandığını belirtti.
Büyükelçi Abualnasr, Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki ikili ilişkiler başta olmak üzere gündeme dair AA’nın sorularını yanıtladı.
– Suudi Arabistan ile Türkiye arasındaki ilişkilerin seyrine nasıl bakıyorsunuz?
Suudi Arabistan ile Türkiye arasındaki ilişkiler, mevcut dönemde her iki ülke liderliğinin bu ilişkileri daha geniş ve daha sağlam seviyelere taşımaya yönelik kararlılığını yansıtan nitelikli ve hızlı bir gelişim süreci yaşamaktadır. Karşılıklı gerçekleştirilen resmî ziyaretler, son olarak Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Şubat 2026’da Suudi Arabistan’a yaptığı ziyaret, ilişkilerin daha güçlü ve derin bir zemine oturmasına katkı sağlamıştır.
Ziyaretin sonunda yayımlanan ortak bildiride, öncelikli ortak sektörlerde işbirliğinin güçlendirilmesinin önemi vurgulanmış; ayrıca Suudi Arabistan Vizyon 2030 ve Türkiye Yüzyılı Vizyonu kapsamında ortaya çıkan yatırım fırsatlarından yararlanılması, Suudi-Türk Koordinasyon Konseyi aracılığıyla elde edilen kazanımların üzerine inşa edilmesi ve iki ülkenin çıkarlarına hizmet edecek çeşitli alanlarda ortaklıkların geliştirilmesinin gerekliliği ifade edilmiştir.
Krallık, kardeş Türkiye’yi güçlü ilişkilere ve gelişen siyasi ve ekonomik bağlara sahip başlıca bir ortak olarak görmektedir. Bu doğrultuda, işbirliği alanlarını genişletme, karşılıklı güveni güçlendirme ve ilişkileri önümüzdeki dönemde daha geniş ufuklara taşıma yönündeki ortak iradeyi yansıtacak şekilde bu olumlu süreci sürdürmeye önem vermektedir.
– İki ülke arasındaki ekonomik işbirliğini genişletme hedefleri doğrultusunda, özellikle Suudi Arabistan Vizyon 2030 çerçevesinde, Suudi Arabistan–Türkiye ortaklığı açısından hangi alanların umut vadeden fırsatlar sunduğunu düşünüyorsunuz?
Suudi Arabistan ile Türkiye arasındaki ekonomik işbirliği, özellikle Suudi Arabistan Vizyon 2030’un nitelikli projeler ve katma değerli yatırımlar için sunduğu cazip ortam sayesinde geniş ve giderek büyüyen fırsatlar barındırmaktadır.
Yatırım, yenilenebilir enerji, sanayi, inşaat, turizm, lojistik hizmetler ve ileri teknolojiler gibi alanlarda işbirliğinin genişletilmesine yönelik artan bir ilgi söz konusudur. Bu sektörler, Türk şirketlerinin önemli deneyime sahip olduğu alanlar olmakla birlikte, aynı zamanda Suudi Arabistan’ın ekonomik dönüşüm sürecinde öncelik verilen başlıca sektörler arasında yer almaktadır.
Hedefimiz yalnızca ticaret hacmini artırmakla sınırlı değildir; bunun ötesinde, bilgi ve tecrübe aktarımına dayanan, karşılıklı yatırımları teşvik eden ve her iki ülkeye fayda sağlayacak ortak projelerin geliştirilmesini içeren sürdürülebilir ortaklıklar kurmaktır.
– Suudi Arabistan, bölgesel istikrarın desteklenmesi ve bölgedeki gerilimlerin azaltılması konusundaki rolünü nasıl değerlendirmektedir. Türkiye ile işbirliği, bu daha geniş çerçevede nasıl konumlanmaktadır?
Krallık, bölge meselelerine yaklaşımında; istikrarın desteklenmesi, krizlerin yayılmasının önlenmesi ve siyasi ile diplomatik çözümlerin öncelenmesi esasına dayanan sabit bir vizyondan hareket etmektedir. Bu yaklaşım, bölgenin güvenliği ve refahının ancak diyalog yoluyla, devletlerin egemenliğine saygı gösterilerek ve krizlerin kökten çözümüyle ele alınarak sağlanabileceği inancına dayanmaktadır. Bu sayede halkların çıkarları korunmakta ve daha fazla tırmanmanın önüne geçilmektedir.
Bu çerçevede, kardeş Türkiye ile işbirliği; bölgesel gelişmeler karşısında koordinasyon ve istişarenin önemine dair ortak bir anlayışa dayanmaktadır. Siyasi temasların yoğunlaştırılması, bölgesel krizlere ilişkin görüş alışverişinde bulunulması ve gerilimi düşürmeye yönelik diplomatik çözüm yollarının desteklenmesi, bu işbirliğinin temel unsurlarını oluşturmaktadır. Krallık, iki ülkenin çıkarlarına hizmet edecek, bölgenin güvenliği ve refahını güçlendirecek şekilde bu ilişkiyi daha geniş ufuklara taşımaya kararlıdır.
– Suudi Arabistan’ın bölgede bazı ülkeleri hedef alan son İran saldırılarına yönelik tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz. Riyad, devletlerin egemenliğinin korunması ve çatışmanın yayılmasının önlenmesi konusunda hangi mesaja vurgu yapmaktadır?
Krallığın bu konudaki tutumu açık ve kararlıdır. Suudi Arabistan, kendisini, Körfez ülkelerini ve Ürdün’ü hedef alan bu haksız İran saldırılarını güçlü biçimde kınamakta; bunları devletlerin egemenliğine yönelik kabul edilemez bir ihlal ve bölgenin güvenliği ile istikrarına doğrudan bir tehdit olarak değerlendirmektedir. Söz konusu saldırıları meşrulaştırmaya yönelik her türlü gerekçeyi reddetmektedir. Krallık, hava sahası veya topraklarının İran’a yönelik herhangi bir saldırı için kullanılmasına izin vermeyeceğini resmî olarak açıkça ifade etmiş olup, dolayısıyla bu tür iddialar tamamen kabul edilemez.
Bununla birlikte Krallık, en üst düzeyde hikmet ve sağduyu ile hareket etmeyi sürdürmektedir. Türkiye ve diğer ülkelerle koordinasyon içinde, gerilimi düşürmeye yönelik çabaları desteklemeye, savaşın sona erdirilmesi ve bölgesel istikrarın yeniden tesis edilmesine katkı sağlamaya devam etmektedir. Ortak açıklamalarda da vurgulandığı üzere, gerginliği tırmandıracak adımlardan kaçınılması ve istikrarın korunmasına yönelik uluslararası çabaların güçlendirilmesi gerektiği ifade edilmektedir.
Aynı şekilde Krallık, kardeş Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelik son İran saldırıları karşısında da tutumunu net biçimde ortaya koymuş; İran’ın Türkiye’yi hedef alma girişimini şiddetle kınadığını resmen açıklamıştır. Bu, Türkiye’nin güvenliğine ve egemenliğine yönelik her türlü tehdidin reddedildiğinin açık bir göstergesidir.
Bu gerekçesiz saldırılar, bölgede devam eden savaşın tarafı olmayan ülkeleri hedef almakta; sivil bölgeleri ve altyapıyı, enerji tesislerini ve yerleşim alanlarını hedef almak suretiyle vatandaşların ve bölgede yaşayanların çıkarlarını doğrudan etkilemektedir.
Bu çerçevede Krallık, söz konusu saldırıların derhâl durdurulması, gerilimin daha fazla tırmanmasının önlenmesi ve uluslararası hukuk ile iyi komşuluk ilkelerine riayet edilmesi çağrısında bulunmakta; böylelikle bölgenin güvenliği ve istikrarının korunmasını hedeflemektedir.
– Suudi Arabistan, bu hassas dönemde enerji istikrarının ve deniz yollarının korunmasına nasıl katkı sağlamaktadır?
Krallık, enerji piyasalarının istikrarını ve hayati deniz geçiş yollarının güvenliğini uluslararası hukuk kuralları çerçevesinde ele almakta; deniz yollarının güvenliği ve seyrüsefer serbestisinin önemini vurgulamaktadır. Bu kapsamda Hürmüz Boğazı ve Babu’l-Mendeb Boğazı gibi kritik geçiş noktalarının güvenliği büyük önem taşımaktadır. Bu bölgelere yönelik herhangi bir tehdit, yalnızca küresel ekonomi ve uluslararası enerji güvenliğini değil, aynı zamanda ticaret akışını ve temel ürün ve malların özellikle gıda tedariklerinin hareketini de etkilemektedir.
Bu çerçevede, Krallık’taki ‘Doğu-Batı’ Petrol Boru Hattı, küresel arz istikrarını destekleyen stratejik bir alternatif güzergâh olarak öne çıkmaktadır. Özellikle bölgedeki askerî gerilimlerin artması ve bunun Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğine doğrudan etkisi göz önünde bulundurulduğunda, bu hat büyük önem kazanmaktadır. Söz konusu boru hattı, petrol ve enerji arzının Kızıldeniz kıyılarına güvenli alternatif rotalar üzerinden taşınması için Suudi Arabistan’a büyük bir esneklik tanıyarak, arz sürekliliğini ve güvenilirliğini artırmakta; aynı zamanda bölgedeki gerilimlerden kaynaklanan etkileri azaltmaya katkı sağlamaktadır.
– Suudi Arabistan, mevcut bölgesel gerilimler çerçevesinde Orta Doğu’daki gelişmeleri özellikle Gazze’deki savaşı ve İsrail saldırılarını nasıl değerlendirmektedir?
Krallık, Orta Doğu’daki gelişmelere yönelik olarak krizlerin kontrol altına alınması, devletlerin egemenliğine saygı gösterilmesi, sivillerin korunması ve çatışmaların yayılmasının önlenmesine dayanan sorumlu bir siyasi yaklaşım benimsemektedir. Bu çerçevede, resmî açıklamalarında Filistin halkına yönelik İsrail’in saldırılarını ve devam eden ihlalleri açık bir şekilde reddetmekte; bu gelişmelere karşı daha etkili bir tutum sergilenmesi için bölgesel ve uluslararası ortaklarıyla diplomatik temaslarını sürdürmektedir.
Bu tutuma güncel bir örnek olarak, Suudi Arabistan, Türkiye ve bazı Arap ve İslam ülkelerinin dışişleri bakanlarının, İsrail Meclisi’nin Filistinlilere idam cezası uygulanmasını öngören kararı reddeden ortak açıklaması gösterilebilir. Söz konusu karar, istikrarı tehdit eden tehlikeli bir tırmanış olarak değerlendirilmiştir.
Aynı zamanda Krallık, Fransa ile ortaklık içinde iki devletli çözümün hayata geçirilmesine yönelik uluslararası sürece öncülük etmeyi sürdürmektedir. Bu çerçevede kabul edilen “New York Bildirisi”, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda 142 oyla geniş bir destek görmüş; bağımsız Filistin devletinin somut şekilde hayata geçirilmesine yönelik geri dönüşü olmayan adımların atılması, kapsamlı ve adil bir barış için bir çerçeve sunmuştur. Ayrıca konferans başkanlığı tarafından yayımlanan ortak bildiride, Fransa ve bazı ülkelerin Filistin Devleti’ni tanıması memnuniyetle karşılanmış ve henüz bu adımı atmayan ülkelere çağrıda bulunulmuştur. Bu durum, sadece bir simgesel tutum değil Filistin devletinin tanınmasına yönelik uluslararası desteğin giderek güçlendiğini göstermektedir.
Siyasi tutumunun yanı sıra Krallık, Filistin halkına yönelik insani desteğini de sürdürmektedir. Kral Salman İnsani Yardım ve Çalışma Merkezi aracılığıyla yürütülen çalışmalar kapsamında 78 uçak ve 8 gemiyle 7 bin 706 tondan fazla yardım ulaştırılmış; ayrıca 914 yardım tırı, 20 ambulans sevk edilmiş ve toplam değeri 90,35 milyon doları bulan yardım anlaşmaları gerçekleştirilmiştir. Bu da siyasi tutumun doğrudan insani ve düzenli bir çalışmayla yapıldığını yansıtmaktadır.
Genel olarak Krallık, savaşlar, doğal afetler ve insani krizlerden etkilenen toplumlara yönelik insani sorumluluğunu güçlü bir şekilde yerine getirmektedir. Kral Salman İnsani Yardım ve Çalışma Merkezi öncülüğünde yürütülen projeler ve niteliksel programlar kapsamında dünya genelinde 113 ülkede 4 binden fazla insani yardım projesi hayata geçirilmiş, toplam değeri 8 milyar doları aşan bu çalışmalar milyonlarca ihtiyaç sahibinin yaşam koşullarının iyileştirilmesine, zarar görenlere acil yardım sunulmasına katkı sağlamıştır. Ayrıca bu çalışmalar istikrarı güçlendiren ve istifade eden toplumlarda yaşam kalitesini iyileştiren kalkınma programlarının desteklenmesini kapsamaktadır. Bu çabalar neticesinde Suudi Arabistan, 2025 yılı itibarıyla insani yardım sağlayan ülkeler arasında dünya genelinde ikinci, Arap dünyasında ise birinci sırada yer almıştır.
– Hac ve umre bağlamında, Suudi Arabistan Krallığı’nın, Türk hacılara yönelik hizmetleri konusunda öne çıkan proje ve girişimleri var mı?
Allah’ın misafirlerine hizmet, Krallık için köklü bir misyon ve büyük bir sorumluluk olup, liderlik tarafından sürekli bir özenle ele alınmaktadır. Bu hizmet yalnızca mevsimsel bir organizasyon faaliyeti değil; hacı ve umrecilerin yolculuğunu kolaylaştırmayı ve sunulan hizmetlerin kalitesini her aşamada yükseltmeyi amaçlayan bütüncül bir vizyonun parçasıdır. Bu doğrultuda Krallık, Türk hacıların da dâhil olduğu dünyanın farklı ülkelerinden gelen hacılar için daha kolay, güvenli ve konforlu bir deneyim sağlamak amacıyla hizmet, organizasyon ve teknoloji altyapısını sürekli geliştirmektedir.
Bu kapsamda başlatılan ‘Mekke Yolu’ Girişimi, hacıların ülkelerindeki havalimanlarında çıkış işlemlerini tamamlayarak Suudi Arabistan’a vardıklarında doğrudan konaklama yerlerine geçmelerine imkân tanımaktadır. Bu girişim Türkiye’yi de kapsamakta olup Ankara ve İstanbul havalimanlarında uygulanmaya başlanmıştır. Böylece Türk hacıların yolculuğu önemli ölçüde kolaylaştırılmış ve hizmet kalitesi artırılmıştır.
– Son olarak, önümüzdeki dönemde Suudi Arabistan–Türkiye ilişkilerinin geleceğine dair vermek istediğiniz mesaj nedir?
Temel mesaj, Suudi Arabistan ile kardeş Türkiye arasındaki ilişkilerin daha fazla ilerleme, sağlamlaşma ve genişleme yönünde ilerlediğidir. Geçmiş dönemde kaydedilen gelişmeler, iki ülke liderliğinin bu olumlu süreci daha ileri taşımaya yönelik açık bir siyasi iradeye sahip olduğunu göstermektedir. Bu irade, mevcut fırsatların hacmine ve bölgesel ile uluslararası düzeyde karşılaşılan zorluklara uygun şekilde ilişkilerin geliştirilmesini hedeflemektedir.
Önümüzdeki dönemin, iki ülke arasında farklı alanlarda daha fazla işbirliği için umut vadeden geniş imkânlar sunduğuna inanıyoruz. Bu ilişkilerin bugün en dikkat çekici özelliği ise daha sağlam temellere ve karşılıklı anlayışa dayanmasıdır. Bu durum, ilişkilerin sürdürülebilirliğini ve gelişme kapasitesini önemli ölçüde güçlendirmektedir