30
Mar
2026
Kulüp hastalığı
Milli takım teoride hepimizin takımıdır. Pratikte ise kimsenin takımı değildir. Çünkü bizde milli takım izlenmez; şüpheyle denetlenir. Sevilmez; sahiplenilir. Desteklenmez; sorgulanır. Ama bu sorgulama sağlıklı bir aklın ürünü değildir çoğu zaman. Daha çok bir refleksin, bir alışkanlığın sonucudur: “Bizden olan oynuyor mu?” Forma kırmızı-beyazdır ama gözlükler değişmez. Kimi sarı-kırmızı bakar, kimi sarı-lacivert, kimi siyah-beyaz. Ve […]
25
Mar
2026
Önce sabırlı olmalıyız
Kulüpçülüğün toksik ortamının iliklerimize kadar nüfuz ettiği günümüzde, herkese inat; birbiriyle şakalaşan, kin gütmeyen, milli formayı lig yarışından ayrı tutabilen bir milli takım sahaya çıkacak. Uzun yıllardır bireysel yeteneği bu kadar üst düzey, kariyeri bu kadar yüksek seyreden oyuncu birliğine sahip olmamıştık. Yani kağıt üzerinde 2 maçı da rahat geçecek olan taraf biz olmalıyız. Ancak… […]
23
Mar
2026
İletişim krizi mi? Algı oyunu mu?
Futbol kulüpleri artık sadece futbol kulübü değil, aynı zamanda birer medya şirketi. Sahadaki oyundan çok, ekran başındaki algıyı yönetmekle meşguller. Sosyal medya hesapları, milyonlarca takipçi, anlık etkileşim, global görünürlük… Hepsi çağın gereği. Geçtiğimiz günlerde Liverpool – Galatasaray maçının ardından yaşananlar bunu gösterdi. Sahadaki sonuç üzücüydü, ama asıl hayalkırıklığı yaşanan sakatlıklardı. Osimhen’in kolunun kırılması, bir ikili […]
17
Mar
2026
Hakemlik yeniden tasarlanmalı mı?
Futbol belki de tarihinde hiç olmadığı kadar atletik bir spor haline geldi. Top daha hızlı dolaşıyor, oyuncular daha hızlı koşuyor, ataklar birkaç saniyede kale önünde sonlanıyor. Oyuncular daha güçlü, daha atletik, daha patlayıcı. Veri analizleri, sprint mesafeleri, yüksek tempo koşuları, pres yoğunluğu… Modern futbol artık sadece teknik değil, aynı zamanda bir fizik ve tempo oyunu. […]