İZNİK’TEN BURSA’YA: SEYİRLİK TARİH -1
Bir seyahat yazısının en zor yanı hakkı teslim etme endişesi sanırım. Seyahatin hakkını verebilseniz de yazıya aktarıp aktaramayacağınız meçhulle sınanır…
"Yazar hakkında henüz detaylı bir biyografi eklenmemiş."
Bir seyahat yazısının en zor yanı hakkı teslim etme endişesi sanırım. Seyahatin hakkını verebilseniz de yazıya aktarıp aktaramayacağınız meçhulle sınanır…
Birçoğumuz kendini bildi bileli onun tadını da bilir. Muhabbetin refakatçisidir… Lale siluetli cam bardak ise tadını ve kıvamını tamamlar…
Edebiyatımızın çok yakın geçmişe kadar savaş hassasiyetinden büyük ölçüde mahrum oluşunun ve savaş edebiyatı alanında yüzlerce eser sayamamamızın sebebi, hiç şüphesiz şair, yazar ve aydın kesimin savaş mahallerinden uzak olmasıydı. Süleyman Nazif’in bu konu ile ilgili şöyle bir cümlesi var: “…Biz bu harp ile yalnız bi-emsâl vilâyetlerimizi ve milyonlarca vatandaşımızı kaybetmedik…
Modern zamanlardan bu yana, savaşların insanlık dimağında bıraktığı izler, meydana getirdiği fizikî yıkımla eşdeğer. Savaş, meydanlarda yaşanmıyor artık…
Edebiyat dediğimiz,fikirlerde gezinen, onları besleyen, gün geçtikçe genişleyen bütün zamanlara adanmış bir cumhuriyet. Yaşıyor ve yaşatıyor…
İyi ve güzelin celladı yalnızca zaman mı? Onlardan mahrumiyet ve kötü manzaralara mahkûmiyetin tek suçlusu, “şu devir” mi…
Onları ilk defa Boğaz sularının üzerinden süzülürken görmüştüm. Güneşin altında dalgalanan siyahımsı benekli şeffaf bir kumaşı andırıyorlardı. Hayret ve hayranlıkla izlerken sordum, bunlar nedir diye; kırlangıçtır dediler. Kırlangıç, sesinde güzelliği çağıran ahenkli bir kelimeydi. İsminde şiir olan kuşlardı onlar. Vakit geldi, kırlangıçlar dönüyor. “Dönüş” fiilinde, iyi bir ses var. Gelmesi umulan, beklenen, özlenen bir ses… […]