Bir Türkiye retoriği: ‘Düşüş’, ‘dönüşüm’, ‘çöküş’
Hiçbir şeye katılmayan, susan, ötede duran insanların yazgıcı duruşuna şaşmamak gerek. Yani susan yığınlar ülkesinde ateşin kıyısında duranlar, içinde olanlar, bir de farkında olmayanlar var…
"Yazar hakkında henüz detaylı bir biyografi eklenmemiş."
Hiçbir şeye katılmayan, susan, ötede duran insanların yazgıcı duruşuna şaşmamak gerek. Yani susan yığınlar ülkesinde ateşin kıyısında duranlar, içinde olanlar, bir de farkında olmayanlar var…
Slavoj Žižek okumalarımda sıklıkla sorduğum soru şudur: Dünyanın seyri nereye gidiyor; bu gidişatı nasıl okumalıyız? Onun da sorduğu ve sorguladığı sorulara eşlik eden kendi sorularım da ister istemez yeni bir dilin çağrısını getirip önümüze koyuyor…
Başlangıçta sıradan bir gündü benim için. Sıradan olmayan tek şey sabah kahvaltısını yaptığımız yalı da değildi…
Kentler insanlara benzer, insanlar da kentlere. Yaşanabilir kentleri gördükçe ister istemez o benzerlikleri var eden gerçeklikler üzerinde düşünedurursunuz…
Dostum, ağabeyim Güney Dal’ı ziyaret etmek için yola çıktığımızda Gelibolu’ya Yolculuk romanını yanıma almıştım. Onun yayıncısı ve dostu olarak bu kez, iki dostumla da kendisini buluşturacaktım…
Sıradanlığın ölçüsü nedir derseniz, kısaca vasatlık diyebilirim. İnsan davranışlarına, sözlerine, düşünce ve yaşama biçimine bakarak kim olduğuna ve sıradanlıkla ilişkisine dair bir hükme ulaşabiliriz…
Bir yıkım nasıl tanımlanır? Bunun için kendime sözcükler arıyorum, yıkımın nasıl olabileceğini yalansız dolansız ifade edebileceğim sözcükler…
“Sistem çöktü mü dil de zincirinden boşalır.” Andri Snær Magnason Ankara’yı hiç böyle görmemiştim. Gecenin bir vaktinde kalacağım oteli ararken yolum Hacıbayram Mahallesi’ne düşmüştü…
Yaratıcı düşünceyi besleyenin ne olduğu, Sait Maden’le konuşmalarımızda sıklıkla öne çıkan bir konudur. Sözü kendi şiirine getirdiğimizde, beslendiği kaynaklardan bahseder, yaşamındaki çeşitlilikten yalın bir biçimde bahsederdi…