Bir şehrin ruhu
Ayvansaray’da Akar çeşmenin önünden Mahkeme Külhanı Sokağı’na dalıyorum. Derken daracık sokakta bir hamam tabelası yolumu kesiyor…
"Yazar hakkında henüz detaylı bir biyografi eklenmemiş."
Ayvansaray’da Akar çeşmenin önünden Mahkeme Külhanı Sokağı’na dalıyorum. Derken daracık sokakta bir hamam tabelası yolumu kesiyor…
BIST isim ve logosu “Koruma Marka Belgesi” altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST’e ait olup, tekrar yayınlanamaz…
Ayvansaray sahilinde, Musevi Hastanesi ile vapur iskelesi arasında Haliç’in ve belki de İstanbul’un en büyük kalafat yeri vardı. Buraya 150-200 tonluk tekneler çekiliyordu…
Haliç Köprüsü’nün dibindeyim, Ayvansaray önündeyim. Aslında Yâvedûd (Şeyh Abdülvedûd) Türbesi’ndeyim…
Defterdar’a geldiğim hâlde ortalarda Defterdar yok. Yol geçmiş bu semtin üzerinden, koca bir köprü geçmiş…
Susuz bir çeşme kadar insana hüzün veren başka ne olabilir? Yapraksız bir ağaç, çocuksuz bir anne; neredeyse Nihat Hayri’nin şiirindeki gibi “Parçalanmış bir tablo/Ve yaralı bir ceylan” diyeceğim…
Pierre Loti Kahvesi’nin asıl adı “Ragıb Ağa’nın Kahvesi” 1880’lerde kurulmuş. Haliç’i ayaklar altına uzatan bir tepeye yan gelmiş ve karşı sahilleri seyre dalmış…
Mezarlıklar arasından yokuşa vuruyorum kendimi. Sağda solda yıkılmış kavuklu, güzelim yazıları ile Osmanlı’dan kalma mezar taşları…
Eyüp’te sadece türbeler, mezarlar ve serviler yok. Yani yirmi beş otuz yıl öncesine kadar Eyüp’te başka şeyler de varmış…