Türkiye üretmeden mi dengeleniyor?
Türkiye ekonomisinde enflasyonun gerilemesi umut veriyor. Ancak fiyat göstergelerindeki iyileşmenin yanında fabrikalardan gelen sesleri de duymak gerekiyor…
"Yazar hakkında henüz detaylı bir biyografi eklenmemiş."
Türkiye ekonomisinde enflasyonun gerilemesi umut veriyor. Ancak fiyat göstergelerindeki iyileşmenin yanında fabrikalardan gelen sesleri de duymak gerekiyor…
Dünya ekonomisi 2026’ya faiz indirimleri beklentisiyle girmişti. Eylül sonunda karşılaşılan tablo ise tam tersini gösteriyor…
Türkiye ekonomisinin bugünkü fotoğrafını uzun raporlarla anlatmaya gerek yok. Üç rakam yeterli: Yıllık tüketici enflasyonu yüzde 31,51, ihtiyaç kredisi faizi yüzde 63, sanayi üretimindeki yıllık değişim eksi yüzde 0,3…
2026’ya girerken dünya ekonomisinin ana senaryosu açıktı: Enflasyon düşecek, merkez bankaları faiz indirecek, tahvil getirileri gerileyecek, kredi ucuzlayacak ve şirketler 2027’ye daha rahat finansman koşullarıyla girecekti. Bugün ise bunun tersini konuşuyoruz…
Ana değerlendirme: OVP, Türkiye ekonomisinin temel sorunlarını büyük ölçüde doğru tanımlıyor: yüksek enflasyon, verimlilik ihtiyacı, dışa bağımlılık, finansman maliyeti ve işgücünün yeterince değerlendirilememesi. Ancak sorunların doğru tanımlanması, hedeflere ulaşılacağını göstermiyor…
Büyüme var, fakat motor zayıf. Türkiye’nin 2026 yılını resmi yüzde 3,8 hedefiyle kapatabilmesi için ikinci yarıda büyümeyi yaklaşık yüzde 5’e çıkarması gerekiyor…
Dünyada yeni bir ticaret savaşı başlıyor. Ancak bu kez savaşın cephanesi yalnız gümrük vergileri değil; ölçek, teknoloji, devlet destekleri, enerji maliyeti ve fiyat…
Savaş binlerce kilometre uzakta olabilir. Ama faturası fabrikanın kapısına, şirketin kasasına ve tüketicinin cebine kadar geliyor…
2027’ye giderken şirketleri birbirinden ayıracak temel kriter ciro büyüklüğü değil; kasaya giren gerçek para olacak. Yeni dönemin kazananları daha çok satanlar değil, sattığını nakde çevirebilenler olacak…