FİLMLERDE ARTIK KİMSE SUSMUYOR
Eski filmleri izlerken bazen farkına bile varmadan uzun süre tek bir kelime duymayız. Bir adam pencerenin önünde durur, bir kadın masadan kalkar, iki insan aynı odada birbirine bakmadan oturur…
"Yazar hakkında henüz detaylı bir biyografi eklenmemiş."
Eski filmleri izlerken bazen farkına bile varmadan uzun süre tek bir kelime duymayız. Bir adam pencerenin önünde durur, bir kadın masadan kalkar, iki insan aynı odada birbirine bakmadan oturur…
Bir zamanlar sinema salonuna girerken neyle karşılaşacağımızı tam olarak bilmezdik. Filmin afişi vardı, birkaç fotoğrafı vardı, belki gazetede çıkmış kısa bir tanıtım yazısı… Hepsi bu kadardı…
Bir zamanlar sinema salonlarına gittiğimizde ekranda kusursuz insanlarla değil, gerçek insanlarla karşılaşırdık. Kırışıklıkları olan yüzler, yamuk burunlar, seyrek saçlar, sıradan bedenler… Hatta çoğu zaman bir oyuncunun hafızamızda kalmasını sağlayan şey tam da bu kusurları olurdu…
Sinemayla ilgili sohbetlerde sıkça duyduğumuz bir cümle vardır. “Eskiden filmler daha güzeldi.” Bu cümle ilk bakışta sinemaya dair bir değerlendirme gibi görünür…
Bir zamanlar filmler biterdi.Perde kararır, ışıklar yanar, seyirci ağır ağır salonu terk ederdi. Ama aslında film bitmemiş olurdu…
The Dark Knight’tan sonra sinema neden kötüleri daha çok sevmeye başladı? Eskiden kötü karakterler hikâyenin önündeki engeldi…
Bazı eski filmleri bugün tekrar izlediğinizde garip bir şey fark ediyorsunuz. İnsanlar acele etmiyor…
Artık hikayeler sabretmiyor. Gerilim daha kurulmadan tüketiliyor, seyirci sadece sonucu izliyor…
Artık fragmanlar merak ettirmiyor, sonucu söylüyor. Özellikle yerli dizilerde bölüm başlamadan bitmiş oluyor…