Düşüş: İdealist İnsandan İdolist Kitlelere!
İnsanlık tarihi, yukarıya bakan gözlerin yavaş yavaş ayakucundaki toprağa, oradan da cebindeki eşyaya dikilmesinin hazin hikâyesidir. Eskilerin romanlarında insan, gökyüzüne uzanan, trajedisiyle bile devleşen, “eşref-i mahlûkat” sıfatına yakışır bir idealizmin öznesiydi. Bugün ise modern anlatı, insanı ruhundan soyup onu nesnelerin dünyasına, maddi hayatın en alt basamaklarına bir “eşya” gibi yerleştirdi. Bu dönüşüm sadece edebi bir üslup farkı değil; insanın kendi hakikatinden feragat edişinin resmidir. Eskiler idealist idi; çünkü varlığın bir gayesi, insanın ise aşması gereken bir “nefsi/benliği” olduğuna inanırlardı. İslam düşüncesindeki İnsan-ı Kâmil tasavvuru, kişinin kendi sınırlarını zorlayarak ilahi ahlakla ahlaklanma çabasıydı. Ancak metaryalist zamanlar insanlığı idolist bir kimliğe hapsetti….