Demirin ateşi, yüreğin sabrı
Ünal Bolat
Türkiye
“Kahvedeki konuşmalar bir anda kesildi. Cahit’in elindeki ekmek parçası havada kaldı.” Yıl 1984… Kasabanın üstüne sabahın ilk ışıkları ağır ağır yayılırken, toprak damlı evlerin bacalarından ince dumanlar yükseliyordu. Horozların sesi, sabah serinliğini yaran ince bir bıçak gibiydi. Toprağın kokusu, yeni uyanan güne karışıyor; rüzgâr, tarlaların üzerinden geçip köyün dar sokaklarına usulca süzülüyordu. Bu kasabanın kalbi sayılan bir genç vardı: Cahit. Onu tanıyan herkes aynı şeyi söylerdi: “Bu çocuk başka… Bu çocukta hem vatan sevgisi var hem merhamet var.” Gerçekten de Cahit’in yüreği genişti. Öyle genişti ki, kahvede radyodan bir şehit haberi duyulsa, elindeki lokma boğazında düğümlenir, gözleri yere düşerdi. Bir…