Ahlakın promptu
İnsanlık tuhaf bir hazırlık içinde, kendi yarattığı yapay zekâya ahlak öğretmeye çalışıyor. Savaşları durduramayan, hakikati çıkarlarına göre eğip büken insan, şimdi karşısına aldığı makineye iyiliğin ne olduğunu anlatacak…
"Yazar hakkında henüz detaylı bir biyografi eklenmemiş."
İnsanlık tuhaf bir hazırlık içinde, kendi yarattığı yapay zekâya ahlak öğretmeye çalışıyor. Savaşları durduramayan, hakikati çıkarlarına göre eğip büken insan, şimdi karşısına aldığı makineye iyiliğin ne olduğunu anlatacak…
Gelecekte bir hizmetin en pahalı paketinde şu cümleyi görebiliriz: “Gerçek bir insanla görüşme imkânı.” Temel pakette yapay zekâ sorularımızı yanıtlayacak, bir üst pakette geçmiş işlemlerimizi hatırlayacak, en üst pakette ise bir insan bizi dinleyecek. Teknolojik gelişmenin vaat ettiği sınırsız erişimin ortasında, bir başkasının zamanına ve dikkatine ulaşmak yeni bir ayrıcalığa dönüşebilecek…
Bir okul saldırısının ardından ekranlarda aynı görüntüler dönüyor. Saldırganın yürüyüşü, elindeki silah, kaçışan çocuklar… Ardından açıklamalar geliyor: Diziler, dijital oyunlar, sosyal medya…
Cebimizdeki telefon titriyor. Ekranı açıyoruz; neon renkler, dinamik grafikler, bir video oyununu aratmayan ödül patlamaları ve arka planda çalan neşeli bir zafer müziği…
12 Eylül 1980 sabahı Türkiye, radyolardan yükselen marşlar ve Hasan Mutlucan’ın sesiyle uyandığında; takvim yaprakları yalnızca askeri bir müdahaleyi değil, küresel satranç tahtasında Türkiye’ye biçilen yeni rolün başlangıcını da haber veriyordu. O sabahın ve sonrasındaki yılların hafızalara kazınan en çarpıcı cümlelerinden biri, kuşkusuz dönemin ABD Ulusal Güvenlik Konseyi Türkiye Masası Sorumlusu Paul Henze’e atfedilen ve […]
Tarih, yalnızca geçmişte olup biten hadiselerin bir kronolojisi değildir; bugünü anlamlandıran ve yarının istikametini tayin eden yapısal bir pusuladır. Kimi zaman bir kavramı, onlarca yıl öncesine dayanan bir doktrini yeniden hatırlamak; güncel gelişmeleri günübirlik tartışmaların gürültüsünden çıkarıp daha geniş bir stratejik çerçeveye yerleştirmeyi mümkün kılar…
Bugün 30 Ağustos. Masamda tam 1922 yılının aynı gününe ait üç tarihi gazete sayfası duruyor: Vakit, Sabah ve İstanbul yönetiminin resmi bülteni Takvim-i Vekâyi…
Son iki haftadır bu köşede, İstanbul’un tarihî eşiklerinden Hadımköy’ün girişinde yaşanan sessiz bir kentsel dönüşümün izini sürdük. İlk yazıda, 1990’lı yıllarda terörle mücadelede şehit düşen vatan evlatlarımızın anısına oluşturulan koruluğun ve sembolik mezar taşlarının yol genişletme çalışmaları kapsamında kaldırılışını; ikinci yazıda ise 1910 (1330) tarihli İstihkâm Taburu tarihi Osmanlıca askerî yol işaret taşının, süngülü piyade […]
Geçen haftaki yazımda, İstanbul’un yanı başında, Balkan Harbi’nin ve Cihan Harbi’nin sessiz tanığı olan o tarihî koruluğun asfalt ve betona nasıl kurban edildiğini anlatmış, geçmişini unutan kentlerin geleceği inşa edemeyeceğini vurgulamıştım. Yazının ardından pek çok şaşkınlık içeren ve bir o kadar da hüzünlü mesajlar aldım…