İbni Sina’ya dönmek
Üniversite yıllarından beri tanıdığım, aynı bölümde olmasam da ara sıra derslerine girdiğim, ilmi mahfillerdeki sohbetlerini ve konferanslarını takip ettiğim kıymetli hocamız Prof. Dr…
"Yazar hakkında henüz detaylı bir biyografi eklenmemiş."
Üniversite yıllarından beri tanıdığım, aynı bölümde olmasam da ara sıra derslerine girdiğim, ilmi mahfillerdeki sohbetlerini ve konferanslarını takip ettiğim kıymetli hocamız Prof. Dr…
Cumhuriyet’in ilk yıllarında, dilimizin kendi köklerine dönmesi amacıyla atılan adımlar, zamanla bin yıllık bir birikimin tasfiyesine dönüşen keskin bir müdahaleye sahne oldu. Yüzyıllardır bu topraklarda yaşayan, kavramsal derinliği haiz canlı kelimeler adeta bir kültür işgaline uğrayarak lügatlerimizden koparıldı; yerlerine ise aceleyle, masa başında icat edilmiş, hafızasız ve köksüz kelimeler ikame edilmeye çalışıldı…
Fikir hayatımızın abide şahsiyetlerinden Nurettin Topçu’nun, Türkiye’nin Maarif Davası adlı eserinde zikrettiği şu vecize, günümüz neslinin eğitime bakışındaki zihniyet kaymasını gözler önüne sermesi bakımından oldukça manidardır: “Bugün talebelik artık ilim yolculuğu değil, diploma avcılığıdır.” Bugünün ilkokul sıralarında oturan çocukları, muhtemelen yarının mevcut üniversite kalıplarının hiçbirine sığmayacak. Gelecek, bambaşka bir zihni altyapı ve beceri talep ederken, […]
Şehirler, sadece taştan ve topraktan ibaret yapılar değildir; üzerine sinmiş hatıraların, kuşaktan kuşağa aktarılan kodların ve estetik bir ruhun taşıyıcılarıdır. Ancak modernleşme sancıları, hoyrat şehirleşme pratikleri ve tüketim odaklı yaklaşımlar, bu kadim ruhu zedelemeye devam ediyor…
Bir vakitler Allah bizi “yoklukla” imtihan etmişti; günümüzde ise “varlıkla”… Çocukluğumda ve gençliğimde kitaba ulaşmak, kitap satın almak benim için büyük bir zorluktu. Şimdi ise kütüphanemde biriken kitapları okuyamama sorunsalıyla karşı karşıyayım…
“Düşüncesiz Yazar” kavramını başlık olarak yazımda kullandığım için peşinen yazar arkadaşlarımdan özür dilerim. Bir ses sanatçısını sesinden tanıdığımız gibi bir yazarı da üslubundan tanımamız gerekmez mi…
Tarihin sayfaları, sınır tanımayan zulümlerin şahidi ve kurbanıdır. Her asırda —bazen de her on yılda bir— yeryüzünü gözyaşı ve kanla ıslatan bu kısırdöngü, insanın içindeki karanlığın ne denli derinleşebileceğini yeniden gözler önüne seriyor…
Savaş Şafak Barkçın hocamızı bugüne dek televizyon ekranlarında, canlı yayınlarda çokça seyretmiş; satır aralarındaki o derin hikmeti kaçırmamak adına pek çok konuşmasını elimde kalemle defterime not etmiştim. Ekranda gıyaben kurulan bu köprü, geçtiğimiz hafta ŞURKAV’ın Urfa’da düzenlediği “Kabaltı Sohbetleri” vesilesiyle nihayet vicahen bir tanışıklığa ve kalbî bir muhabbete dönüştü…
İlk meşalesi 1992 yılında yakılan bir edebiyat bülteni, yılların içinden süzülerek, bazen gürleyerek bazen de derin bir sükûta bürünerek günümüze ulaştı. Dile kolay; otuz yılı aşan bir serüvenden bahsediyoruz…