Siyasi partilerin kör topal yolculuğu
* Dünya, tek parti Türkiye’sini “Şeklen Batılı; hakikatte Doğulu” diyerek küçümsüyordu. Türkiye’deki partiler, geçirilen siyasi devirlere uygun olarak kurulup faaliyet göstermişlerdir…
"Yazar hakkında henüz detaylı bir biyografi eklenmemiş."
* Dünya, tek parti Türkiye’sini “Şeklen Batılı; hakikatte Doğulu” diyerek küçümsüyordu. Türkiye’deki partiler, geçirilen siyasi devirlere uygun olarak kurulup faaliyet göstermişlerdir…
Tek parti rejimi laiklik sebebiyle ve ekonomik bahanelerle hacca gitmeyi engellemişti. Hâlbuki o devirde totaliter Sovyet Rusya’da bile Müslüman tebaa için böyle bir yasak yoktu…
* “Cumhuriyet kurulduğunda köylü perişandı, okuma yazma bilen yoktu, evlerde hela yoktu” gibi sözler, inkılap yobazlarının propagandasından ibarettir. * Çarıklı köylü, lastik ayakkabıyı (deri değil) 1950’lerde Adnan Menderes sayesinde gördü…
Sultan Nureddin Zengi, Salahaddin Eyyubi’yi yetiştirmiştir ama onun kadar tanınmaz… Yahya Kemal, hükümdar için şöyle der: “Nureddin Zengi, İslamiyetin en minnettar olması icap eden insanlardandır…
* Kral Charles’ın ABD ziyareti, bir diplomatik faaliyetten fazlasıydı. İnce mesajlar taşıyan buluşmada belki de en ironik olanı şuydu: Bir zamanlar monarşiden kurtulmak için kurulmuş bir ülke, bugün bir kralın ziyaretini dikkatle takip etti…
Tek parti devri, muvaffakiyet, ilerleme ve modernleşme üzerinden takdis edilir (kutsanır). Bu kutsallık, ekonomi gibi teknik bir sahada bile sorgulamayı zorlaştırmıştır…
Keriman Halis’in 1932’de dünya güzeli seçilmesi, yeni cumhuriyetin Batılılaşma çabasında sembolik bir merhale ve Türk ırkının güzelliğinin zaferi olarak görülmüştü. Ancak garip olan bir şey vardı: Keriman Halis Türk değildi…
Osmanlıların ve bilhassa yeniçerilerin Bektaşi tarikatıyla irtibatlı olduğu iddia edilir. İşin ucu yeniçerilerin giydiği ak börkün hikâyesine kadar uzanır…
Türkiye’de popüler tarih iddialarından biri, bilhassa cumhuriyetin erken devrinde şekillenen bir argümana dayanır: “Osmanlı, Anadolu’yu ihmal etti; yatırım yapmadı.” Osmanlıların Anadolu’yu ihmal ettiği iddiası, yıllar içinde tekrarlandıkça neredeyse tarihî bir hakikat gibi anlaşılmaya başlanmıştır. Hâlbuki Osmanlı arşivleri, tahrir defterleri, mühimme kayıtları, vakıf muhasebeleri, mülk-name defterleri ve modern tarih literatürü bu iddianın ehemmiyetli ölçüde anakronik ve […]