Tık’ın karanlık yüzü
Dijital haberciliğin şafağında, bilginin akış hızı ile güvenilirliği arasında kadim bir denge arayışı vardı. Bugün ise bu denge, “bir tık” (click) uğruna tamamen bozulmuş durumda…
"Yazar hakkında henüz detaylı bir biyografi eklenmemiş."
Dijital haberciliğin şafağında, bilginin akış hızı ile güvenilirliği arasında kadim bir denge arayışı vardı. Bugün ise bu denge, “bir tık” (click) uğruna tamamen bozulmuş durumda…
Bir toplumun en ağır sınavlarından geçtiği kaos anlarında, sarsılan sadece binalar ya da düzen değil, aynı zamanda güven mekanizmalarımızdır. Bilginin bir “ihtiyaç” değil, “silah” olarak kullanıldığı bu dönemlerde, gerçekler bir sis bulutunun ardında kalmaya mahkûm edilir…
İçinde yaşadığımız dijital çağda, maruz kaldığımız bilgi akışı saniyelerle ölçülüyor. Eskiden bilgiyi arayıp bulmak bir çaba gerektirirken, bugün bilgi bize her yerden, her an ve kontrolsüz bir şekilde ulaşıyor…
Teknolojinin baş döndürücü evrimi, bilginin üretim ve tüketim biçimini kökten dönüştürdü. Artık haber; sadece büyük medya kuruluşlarının merkez binalarından veya profesyonel stüdyolardan yayılan tek yönlü bir akış değil; akıllı telefonuna sahip her bireyin, dijital medya aracılığıyla hayatın içinden dünyaya taşıdığı çok sesli bir gerçekliktir…
Akademik dünya, tarihsel süreç içerisinde çoğu zaman “fildişi kule” metaforuyla anılan, kendi içine kapalı, teorik derinliği yüksek ancak hayatın pratik akışına çoğu zaman mesafeli duran bir yapı olarak algılanmıştır. Bugün Türkiye’de akademi, sadece sempozyumların, akademik tezlerin, atıf skorlarının ve makale yayınlarının birbirini takip ettiği döngüsel bir yapıdan ibaret kalma riskiyle karşı karşıyadır…