“Buzzzzz gibi Alaska frigooooo!”
’69’da Suâdiye’de oturduğumuz Uğur Apartmanı’ndaki caddeye bakan dairemizi iyi anımsıyorum. Girişte solda mutfak, sağda tuvalet vardı…
"Yazar hakkında henüz detaylı bir biyografi eklenmemiş."
’69’da Suâdiye’de oturduğumuz Uğur Apartmanı’ndaki caddeye bakan dairemizi iyi anımsıyorum. Girişte solda mutfak, sağda tuvalet vardı…
Filizkıran, Ülker Doğumu, Gündönümü ve Kızıl Erik fırtınaları. Yanılmıyorsunuz, artık okulları kapattığımız Haziran ayındayız…
Mayıs ayına girdik mi, İstanbul’a yaz sıcakları gelir, Suâdiye’nin çayır çimenindeki fulyalar ise kaybolurdu. Ama, onların boşluğunu hemen ahşap köşklerin bahçelerinden yayılan tırmanıcı güllerinin, sarmaşık güllerinin, floribunda güllerinin veya grandiflora güllerinin kokularının doldurduğunu anımsıyorum…
Dört beş yıl kadar önce uyuyamadığım bir gece ‘Hanyalı Osman Nûrî’nin acaba kaç eseri var?’ sorusu kafama takılmış, birkaç gün boyunca çalışmama rağmen işin içinden çıkamamıştım. Bunun nedeniyse Hanyalı Osman Nûrî’nin eserlerini farklı farklı isimlerle kaleme almasıydı…
Nisan ayı kalkan ayıdır, en iyi kalkan ise Ayancık’ın ve Gümenüz’ündür. Ama ikisi aynı kalkan değildir…
Vahi Öz’ü ‘69’un Şubatında kaybetmiştik ama her gece rüyâlarıma “Bekâr Odası” filmindeki ‘48 model yıllı ve 34 EE 019 plakalı sarı bantlı Dodge arabasıyla park ediyor, yanındaysa dudaklarından düşürmediği Sipahi Ocağı sigarasıyla Kâzım Külduman oluyordu. Okuma yazma bilmediğinden ehliyet alamayan Kâzım Külduman ağabeyimiz ona Süleyman değil de Sülüman diyordu…
Geçen hafta ‘69 yılının bendeki Ocak ayından bahsederken Fenerbahçe’ye iki satır olsa bile yer vermeyişimi düşününce, mahalleden çocukluk arkadaşlarımın mıdıklarını eğdiklerini görür gibi oldum. Tamam, onlarla her gün Suâdiye Ortaokulu’nun teneffüslerinde veya Taç Spor’un sahasında Fenerbahçe’yi konuşurduk da, müthiş kadroya rağmen ‘68-’69 sezonuna pek iyi başlamadığımız da acı bir hakikatti…
Efendim, sizi bu hafta 34 DS 422 plakalı 1948 model yıllı bir siyah DeSoto ile Yedikule sapağının önündeki tabeladan ‘69 yılının ilk günündeki İstanbul’a sokayım. DeSoto sarı bantlı taksi dolmuşlardan, koca şehirde sadece yedi yüz beş adet sarı bantlı vardı…
Suâdiye Ortaoku’nda okurken Pavli Adası’na mahalleden üç arkadaşımız çadır kampına giderlerdi. Benim gibi annesi babası çocuğunun orada çadırda bir gece kalmaya izin vermeyenler de, sabah erkenden Suâdiye’den trene binip Pendik’te iner, oradan da tren hattının yanındaki toprak yoldan yürüyerek Pavli’ye sandalla geçerdi…