Hiçliğin var olduğu yer…
Geçen hafta, Passenger/Yolcu (2026) adlı filmin anlatı yapısındaki gerici unsurlardan söz etmiş, ‘yol’ ve ‘yolda olma’nın nasıl korkunç gösterildiğini tartışmaya çalışmıştım. Oradan devam edelim…
"Yazar hakkında henüz detaylı bir biyografi eklenmemiş."
Geçen hafta, Passenger/Yolcu (2026) adlı filmin anlatı yapısındaki gerici unsurlardan söz etmiş, ‘yol’ ve ‘yolda olma’nın nasıl korkunç gösterildiğini tartışmaya çalışmıştım. Oradan devam edelim…
Alice Glaser’ın 1961’de yayımladığı, The Tunnel Ahead adlı hoş bir anti-ütopik öykü var. 2106 yılında, aşırı kalabalık bir dünyada geçen anlatıda, dört çocuklu -beşincisi de yolda!- bir ailenin hikayesine tanık oluruz…
Geçen hafta, yerli ve Milli Eğitim Bakanı’nın tarih derslerinde okutulan kitaplardaki bazı tanımlar ve yeni adlandırmalarla ilgili açıklamalarını görünce, aklıma Tahsin Yücel’in ‘Önü’ adlı öyküsü geldi. Ötegeçe köyünün çocuklarından Memedali’nin adlarla yaşadığı tuhaf ilişkiyi şöyle anlatıyor Tahsin Hoca: “…Çok küçüktü, hem de çok dar bir alanda dönüyordu, en kolayın, en rahatın alanında: her şeyi adlara bağlıyordu…
Başlıktaki sorunun kaynağı, İtalyan politika yazarı Giuliano da Empoli’nin “Yırtıcının Saati: Dünyayı Ele Geçiren Otokratlar ve Teknoloji Milyarderleriyle Karşılaşmalar” kitabı. Putin, Trump, Netanyahu, Muhammed bin Selman gibi örnekleri inceleyerek yeni bir ‘otokratlar çağı’na girdiğimizi söyleyen Empoli, bu liderlerin ava çıkmış yırtıcılar gibi gerektiğinde uzun süre sessizce bekleyip en umulmadık anda saldırıya geçtiğini söylüyor…
1975 yılında, Nijerya’da ilginç bir şey oldu: Ülkenin kuzeyindeki Kaduna kentinde bir adam, başka bir adama “Penisimi çaldın!” diye bağırarak saldırdı. Kavga büyüyünce polis devreye girdi…
İki hafta önce (14 Nisan) piyasaya çıkan God Bless You, Mr. Trump’ı (Allah Senden Razı Olsun Bay Trump, 2026) adına kanarak hemen edinip okumaya başladım…
Susan genç bir kadın, bekar bir anne. Oğlu Darren’ın bir okul saldırısında öldüğünü öğrenmenin acısını yaşıyor…
Derler ki, insanlar ikiye ayrılır: Orwell’ın 1984’ünü kurmaca rafından çıkarıp tarih/politika rafına koyanlar ve bunu henüz yapmamış olanlar. Ben ilk kategorideyim…
İngiliz oyun yazarı Simon Gray’in ilk kez 1978’de sahnelenen bir oyunu var. The Rear Column (Arka Kol) adlı bu oyunda, 1887-’88 yıllarında Kongo’da yaşanan bir dizi olay etrafında “emperyalizm ruhu”nun çürümüşlüğü anlatılır…