Menü
Anasayfa / Yazarlar / Eklenme: 04.09.2026 01:40

Devlet binaları, çevreleriyle neden bu kadar uyumsuz?

Türkiye’de devlete ait alanlar, binalar ve mekanların yerleşim düzeni ve fiziki yapısı ile halka ait olanlar arasında iflah olmaz bir uyumsuzluk var.Anadolu’da küçük veya orta büyüklükte bir şehre gidiyorsunuz; ortalama 2-3 katlı, düşük standartlarda, plansız ve nizami olmayan yapıların içinden yükselen devasa boyutlarda kamu binalarıyla karşılaşıyorsunuz.Yıllar içinde gelişigüzel oluşmuş, belirli bir mimari karakter taşımayan, cephe ve çatıları kırık dökük, çoğu sıvasız ve boyasız binaların arasında; aşırı abartılı mimari tarzı ve büyük kütleleriyle birdenbire karşınıza çıkan kaymakamlık veya valilik binası, adliye sarayı, belediye binası, defterdarlık, kamu lojmanları gibi yapıların çevreleriyle gösterdikleri uyumsuzluk, insanda ciddi rahatsızlık ve yabancılaşma hissi uyandırıyor.Yine nüfusça fazla kalabalık olmayan şehirlerin çevresinde o kadar devasa boyutlarda üniversite kampüsleri kuruluyor ki; kampüste yer alan binaların yüzbinlerce metrekareye varan kapalı alanlarının içine neredeyse tüm şehir nüfusunu yerleştirebilirsiniz. Alın size Bayburt üniversitesi…Üniversite kampüsüyle birlikte, Çoruh vadisine sıkışmış, küçük parsellerden ve çoğunlukla küçük taban alanlı, birbirine yakın yapılardan meydana gelen az nüfuslu bir kentin yanında, adeta ikinci bir şehir oluşturulmuş…