Madrid’den Ankara’ya bakmak
İspanya’dayım. Gezdiğim yerleri yazmayı ve yaşadığım ülkeyle kıyaslamayı oldukça severim. Bir başkent olarak Madrid, ilk bakışta kendini ele vermeyen bir açıklıkla başlıyor; geniş caddeler, taşın üstüne düşen yumuşak ışık ve acele etmeyen bir kalabalıkla… Şehir imparatorluk ihtişamını, çöküşün ağırlığını, iç savaşın yıkımını ve uzun süren suskunluk dönemini aynı bedende taşıdı. Bu yüzden burada hissedilen dinginlik, hafızasını bastırmış bir toplumun huzuru gibi değil de daha ziyade hafızasıyla yaşamayı öğrenmiş bir toplumun dengesi gibi duruyor. Sokaklarda dolaşırken ilk fark edilen İspanya insanının Avrupa’nın geri kalanından belirgin biçimde ayrılan o sesli ve dışavurumcu hâli oluyor. Kafelerde konuşmalar birbirinin içine geçiyor, cümleler kesilmiyor, toplu…