Yutkunamayan kibrin iki ekmeği
Geniş, loş bir salon. Ortada meşeden oyulmuş devasa bir masa ve masanın üzerine serilmiş, sınırları cetvellerle çizilmiş kıtalar. Karartılmış odanın tek ışığı, haritanın tam ortasına, ele geçirilmek istenen o bereketli topraklara vuruyor. Haritanın etrafında gezinen parmaklar şehirleri yutuyor, nehirleri kurutuyor. Büyük kararlar alınıyor, ağır bedeller ödeniyor. Fakat o devasa masanın etrafındaki gölgelerin kasten sustuğu çok basit bir denklem var. Ne kadar toprak fethedilirse edilsin, o müstevli komutanın günün sonunda midesine indirebileceği ekmek sadece iki somun. İhtirasın sınır tanımazlığı ile insan biyolojisinin o aciz limitleri arasındaki ürkütücü uçurum tam burada derinleşiyor. Bir insanın gözü ufku delip geçebilir, zihni kıtaları aşabilir ama…