05
Nis
2026
Dinlen ki iki katını yap
İnsanın aklı en çok, elindeki işi bitirmeden önce sıradakini kurmaya başladığı anda karışır. O an ne iş biter ne düşünce susar; ikisi birbirinin peşine düşer ve verimlilik adı altında bize görevlilik diye sunulan bir çarkın içinde savruluruz…
04
Nis
2026
Cevapsızlığın vakur sükûneti
İnsanın en ağır yükü, omuzlarında taşıdığı taşlar değil, zihninde durmaksızın çevirdiği tekerleklerin tortusudur. Bir şeyleri sürekli bir yere oturtma, adlandırma ve etiketleme gayreti, ruhun kendi yatağından taşarak kurumasına neden olur. Oysa toprak, yağmuru kabul ederken neden yağdığını sormaz. Sadece içine çeker, demlenir ve filize durur. Bizler ise tabiatın o ağırbaşlı kanunundan koptuğumuz günden beri, durmadan […]
03
Nis
2026
İzmihlalin rüzgârı ve derinleşen kökler
Kadim bir ormanda rüzgâr yön değiştirdiğinde, hangi ağacın ayakta kalacağına yapraklarının gürlüğü değil, köklerinin derinliği karar verir. Uzak diyarlarda, yeryüzünün en büyük güçlerinden birini elinde tutan o devasa gövde, bugün kendi geçmişiyle sarsıcı bir hesaplaşmaya girmiş durumda. Liyakat zırhını delen, adalet terazisini yeniden ayarlamaya çalışan bir irade, içerideki ağır yapıyı kökünden sarsabilir. Uzaktan bakıldığında mutlak […]
02
Nis
2026
Damak bürokrasisi
Bazen en güçlü diplomasi bağları; kapalı kapılar ardında değil, çok sade bir sofrada, samimi bir keşifle kurulur. Japonya Büyükelçisi Sayın Tamura Masami, hafta sonu Ankara’da çıktığı sokak gezintisinde Ulus’ta bir tabak İskender yedi. Dolu ve boş tabağın fotoğrafını yan yana paylaşarak şunu sordu: “Japonya’da et ve yoğurt birlikte pek yenmiyor. Ama kebapla çok yakışmış. Bundan […]
31
Mar
2026
Buzlanmayan göğsümüzdeki terazi
Şehrin orta yerinde devasa bir pazar kurulmuş. Satıcıların tezgâhlarında elle tutulur hiçbir şey yok. Sadece sırçadan kavanozlara doldurulmuş fısıltılar, genzi yakan hezeyanlar ve teneke kutularda satılan ağır bir uğultu var. Alıcılar, kendi idraklerini felç edecek bu görünmez gürültüyü alabilmek için birbirini eziyor. Seslerin ağırlığı toprağı çökertiyor; havaya asılı kalan o ekşi demir kokusu soluğu kesiyor. […]
29
Mar
2026
Sözün gölge boyu
Pazar sabahının telaşsız, kendi içine dönük sükûnetindeyiz. Belki elinizde sıcak bir çay bardağı, pencereden dışarı bakıyor ve sokağın bildik, yorgun ama aşina dinginliğini dinlemek istiyorsunuz. Ancak bu ıssızlık, ilkin ufuk çizgisini kemiren ağır ve soğuk hafriyat uğultusuyla bölünüyor. Ardından sokağın başından otomobiller geçiyor. Bir yanda hayat pahalılığından ve geçim derdinden yakınılan tükenmez sohbetler; diğer yanda […]
28
Mar
2026
Yanılsama çağında çıplak kalanlar
Kadim bir dağ başında yakılan işaret ateşi, dumanıyla ufku boyarken sadece bir haberin değil; sarsılmaz bir kararlılığın ve toplumsal sükûnetin vakur müjdecisiydi. Şimdilerde o dumanın yerini; yeryüzünün görünmez katmanlarında süzülen, eşyaya yeni bir ruh üfleme deneyleri ve hakikati binlerce parçaya bölüp her milisaniyede yeniden birleştiren sessiz bir ışık tufanı aldı. Şimdi o ateş, okyanusların dibinden […]
27
Mar
2026
Yüzde dört buçukluk gerçek
Kuzeyden inen rüzgâr, İstanbul Boğazı’nın tuzlu nemine sadece soğuğu değil, etrafımızda kaynayan sınırların o ağır yanık kokusunu da taşıyor. Dalgalar kıyıya vururken suların altında yatan o eski coğrafya, dün sabah yeniden sınandı. 140 bin ton ham petrol. 27 mürettebat. İstanbul’a sadece 26 kilometre mesafede, geceyi bölen ağır bir patlama oldu. Altura adlı geminin makine dairesi […]
26
Mar
2026
Ödünç haritaların sağır uçurumu
Ağır, maundan oyulmuş bir karar masası. Üzerinde, sınırları binlerce kilometre öteden çizilmiş, kırmızı mühürlü bir dosya duruyor. Odanın sessizliğini bozan tek şey, sayfalar çevrildikçe havaya yayılan o keskin barut ve tuz kokusu. Kağıdın üzerindeki harfler, okuyan göze sadece duymak istediği o ninnileri söylüyor: “Halk ayaklanacak, rejim içeriden çökecek…” Şu an, o kağıttan sızan yalanın gölgesinde […]