Çok kültürlü, yaşsız festival
Pazar akşam saatlerinde İstiklal Caddesi’nden geçenler rengarenk kostümler içindeki kalabalık ekiplerin Atlas Sineması kapısından çıkıp hayata karışmasına tanık oldu. İnce ince işlenmiş, göz alıcı geleneksel kostümler…
"Yazar hakkında henüz detaylı bir biyografi eklenmemiş."
Pazar akşam saatlerinde İstiklal Caddesi’nden geçenler rengarenk kostümler içindeki kalabalık ekiplerin Atlas Sineması kapısından çıkıp hayata karışmasına tanık oldu. İnce ince işlenmiş, göz alıcı geleneksel kostümler…
Tiyatro sezonu artık eskisi gibi mayıs geldi mi sona ermese de oyunlar azalıyor ve önümüzde upuzun bayram tatili olduğuna göre bazı oyunları görmek için bu hafta son şansımız olabilir. O nedenle bugün bu hafta için bir tiyatro haritası çıkaralım dedim, her güne bir oyun gibi…
Bana göre büyülü bir andı; cumartesi akşamı, nihayet bahar gelmiş, mor salkımlar açmış, biz de üşümeden Bağdat Caddesi’nden Kızıltoprak Tren İstasyonu’na doğru yürüyoruz. Arada raylardan çıkan sarsıntının sesinden anlıyoruz ki yaklaştık, derken o sese kanun, ud sesleri karışıyor…
“Birazdan izleyeceğiniz oyun cep telefonlarının olmadığı bir zamanda geçmektedir”… Böyle bir uyarı cümlesiyle giriyoruz, New York’un Cranberry kasabasında yaşayan Kenneth’ın dünyasına. Hız ve sözde ‘iletişim’ çağından katılan biz izleyicilerin cep telefonlarımızı kapatmamız gerekiyor…
Yıllar sonra bu kadar şaşaa ile gelip hayal kırıklığı yaratmayan çok az iş görüyoruz, önce onu söylemek lazım. “The Devil Wears Prada” (Şeytan Marka Giyer) 2006 senesinde gösterime girdiğinde büyük ses getirmiş, yıllar geçtikçe de popüler kültürde kendisine kalıcı bir yer edinmişti…
Son yıllarda dilediğimiz şeylerin resmini çizmek, fotoğrafını kesmek ve bunlardan bir hayal panosu oluşturmak çok tercih edilen bir yöntem ya, sanırım bunun ilk örneklerine Hıdırellez geceleri gül ağaçlarına astığımız kağıtlarla başlamıştık. Dilekleri yazmak değil çizmek esastı…
Akşam saatlerinde bir şirketin toplantı odasında bir araya gelen dört yabancı. Üç erkek bir kadın…
Sizi karanlık bir salona sokup bambaşka dünyaların aydınlığına çıkaran bir şey, sinema. İzlediğiniz mutlu bir hikâye de olsa depresyonun dibine de inse böyle…
Şehir, bahar ve İstanbul Film Festivali o kadar uzun zamandır birbirini tamamlayan bir üçlü ki benim için. Çocukken anne babası tarafından o zamanki Sinema Günleri’ne taşınıp kimi siyah beyaz filmlerde uyumuş (O zaman yaş sınırı yok muydu acaba?) bir çocuk olarak ben de hiç ara vermeden kendi biletlerimi alıp kendi festivalimi takip ettim…