Bir kelime, bin kırık
Kalemi elime her aldığımda, artık yalnızca cümle kurmadığımı hissediyorum; sanki görünmeyen yaralara dokunuyorum. Bu çağda kelimeler, hiç olmadığı kadar hızlı dolaşıyor…
"Yazar hakkında henüz detaylı bir biyografi eklenmemiş."
Kalemi elime her aldığımda, artık yalnızca cümle kurmadığımı hissediyorum; sanki görünmeyen yaralara dokunuyorum. Bu çağda kelimeler, hiç olmadığı kadar hızlı dolaşıyor…
Ravlu… Bugün Ankara’nın Akyurt ilçesi olarak bildiğimiz bu toprakların eski adı. Ancak bu isim, sadece geçmişte kalmış bir yer adı değil; aynı zamanda derin bir tarihî hafızanın, köklü bir medeniyet anlayışının ve güçlü bir manevî bağın temsilcisidir…
Cemal Süreya “Hayat kısa, kuşlar uçuyor,” demiş. Belki de bu yüzden insan, en çok çocukluğunun dar sokaklarına sığınmak, ilk adımlarının yankısını hâlâ duvarlarında taşıyan o kenti kelimelere emanet etmek ister…
Bazen çocuklara “Büyüyünce ne olmak istiyorsun?” diye sorarız. Minik dudaklar genellikle doktor, polis, mühendis, pilot, öğretmen, diş doktoru, bilgisayar mühendisi, hatta televizyoncu gibi meslekleri söyler…
Hayatımızın büyük kısmı işte geçiyor. Evde geçirilen zamandan, aileyle paylaşılan saatlerden bile daha fazla… Hal böyle olunca, günün telaşına birlikte karıştığımız insanlar sadece “mesai arkadaşı” değil, bir anlamda hayat yolculuğumuzun sessiz eşlikçileri oluyor…
25 Mart 2009… Hani bazı günler vardır ya… takvimde sıradan bir yaprak gibidir ama insanın içine koca bir boşluk bırakır. İşte öyle bir gündü. Kahramanmaraş’tan Yozgat’a doğru yola çıkarken helikopter düştü… o an, sadece bir kaza yaşanmadı. Bir memleketin yüreğine ateş düştü. Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşları… Bir anda aramızdan ayrıldılar. Haberi duyan herkesin içine derin […]
Basılı gazetelerin tirajlarının zirvede olduğu yıllardı… Bugünün dijital hızına alışmış okura belki uzak gelebilir ama o dönem gazeteler, halkın haber alma özgürlüğünün en güçlü dayanaklarından biriydi. Sadece bilgi vermez, aynı zamanda yön gösterir, düşündürür, tartıştırırdı. Bir anlamda toplumun nabzı o sayfalarda atardı. Sabahın erken saatlerinde bayilerin önünde oluşan küçük kalabalıklar, aslında bu ihtiyacın en canlı […]
Mekke… Çöl rüzgârlarının Kâbe’nin taşlarına değdiği, ticaret kervanlarının dua ve umut taşıdığı kadim şehir. Milâdî 556 yılında, işte bu şehirde dünyaya geldi Hatice bint Huveylid. Soyu, Kureyş’in köklü damarlarından birine uzanır, nesebiyle ve şahsiyetiyle Mekke’nin saygı duyulan kadınlarından biridir. İslâm gelmeden önce, Mekke halkı ona iffeti, vakarı ve ahlâkından ötürü “Tâhire” lakabını vermişti. Sonraları “Hatice’tü’l-Kübrâ” […]