Görmek ve anlamak arasında
Gözlerimiz her şeyi görüyor, ama gerçekten anlıyor muyuz? İşte asıl mesele bu…
"Yazar hakkında henüz detaylı bir biyografi eklenmemiş."
Gözlerimiz her şeyi görüyor, ama gerçekten anlıyor muyuz? İşte asıl mesele bu…
Bir zamanlar insanlar ufka bakardı. Ufuk, yalnızca güneşin battığı çizgi değildi…
Siyaset, sesi en çok çıkanların nefes tükettiği bir panayır alanı değil; yeryüzü fay hatlarını ve milletin kaderini ince ince şekillendiren ağırbaşlı bir zanaattır. Bu zanaatin hamuru, evvela kişinin kendi elleriyle yoğurduğu şahsi tezgahında sınanır…
Aşağıda zümrüt yeşili, buz gibi sularıyla usulca ama derinden akan Neretva Nehri. Zamanın kimsesiz bir rüzgar gibi estiği, asırların acısını ve aklını o taş kavislerinde sırtlayan sarsılmaz Mostar Köprüsü’nün tam üzerindeyiz…
Kızgın kumların altında yeni bir çağın devasa kervansarayları inşa ediliyor. Uçsuz bucaksız çöller artık suya değil; milyarlarca cümlenin, eski hataların ve hesaplanmış ihtimallerin istiflendiği soğuk ve uğultulu hafıza silolarına ev sahipliği yapıyor…
İnsanlık, asırlardır gücün menşeini yeryüzünün derinliklerinden çıkarılan, yandıkça tükenen kara sızıntılarda aradı. Hükmetme iradesi uzun bir süre coğrafyanın sunduğu o kaba enerjiyle sınandı…
Köklerin hafızasını yitirenler, kendilerine ışıksız dehlizlerden yeni kahramanlar yontuyor. Uluslararası basının manşetlerine bakılırsa, dünya kendine o sarsılmaz idolü buldu: Dario Amodei…
Mayısın son günleri, İstanbul’un taşlarına sinmiş fethin nefesi. Arnavut kaldırımlarının altından asırlar öncesinin nal sesleri, göğün yırtığından ise kadim bir şehrin yeniden doğuş sancısı sızıyor…