O büyük ve sonsuz aralık…
‘Beni bırakma!’ diye bir yön levhasıyla karşılaşmıştı. Akşam bir kızıl gazel yaprağı gibi kuruyup kıvrılmıştı günboyu saldıran sıcaktan…
"Yazar hakkında henüz detaylı bir biyografi eklenmemiş."
‘Beni bırakma!’ diye bir yön levhasıyla karşılaşmıştı. Akşam bir kızıl gazel yaprağı gibi kuruyup kıvrılmıştı günboyu saldıran sıcaktan…
Sesi ve görüntüyü çoğaltabilen her cihaz insanın başına gelmiş en büyük afet niteliğinde artık. Sadece gerçeğe bağlı kayıtlar değil sanal dünyada üretilmiş olanlar da dahil bu felakete…
Menekşe, kolay unutulacak kadın değildi fakat gözden ırak olan gönülden de ırak olur sözünü doğrularcasına kısa sürede hatırlanmaz oldu. Sadece berrak güzelliğiyle değil huyu ve şefkati, biraz peltek dili en çok da o yeri kazarcasına bakışıyla hafızamda yer etti…
Çocuğun o vakitte medyacı olacağı belli mi olmuştu? Gerçi henüz medya kelimesi yoktu ortalıkta…
1650 rakımlı Kayabeli Geçiti’nde taze çiçeklerden öz toplayan bal arısı göğsüne vuran gizli rüzgara aldırmadan Eflatunpınar’ına kadar uçtu. Yukarıdan aşağıya döne dolana inmek, helezonik vızıltıların tekrarıyla gönenmek ve alçaldıkça ısınan havayı minik bünyesinde duymak güven veriyordu ona…
Şiirimiz adına sadece Tanzimat ile başlayan yeni dönemde değil daha eskide de bir dizi zihniyet ve estetik ayrışımlarına sahibiz. Şeyh Galib’in Hüsn ü Aşk’ına bakarak bile kimin nerede kimden ayrıldığını, kendi yolunu nasıl tuttuğunu görebiliriz…
İğde dalları türküde olduğu gibi alabildiğine yerde. Tabiata, bahara secde edercesine vecd halinde o turuncu borulardan nefes saçıyorlar…
Bazen şekiller, renkler, ışıklar hatta sesler birbirine karşıyor. Fakat telaşlanma…
İstanbul’u düşünmek onun hakkında yazmak sadece bir şehri değil büsbütün bir toplumu gözetmek demektir. Bizim halâ ekonomik, kültürel ve sosyal ‘göremiz’ bu şehirdir…