Sicim gibi yağmur sokaklarda derecikler oluşturmuştu…
Yağmur tanecikleri, gizli ayak sesleri gibi tuhaf bir gürültü çıkarıyor. İntizamsız adımlarla sisler içinde intikal eden disiplinsiz leşkerleri hatırlatıyordu Erkara’ya…
"Yazar hakkında henüz detaylı bir biyografi eklenmemiş."
Yağmur tanecikleri, gizli ayak sesleri gibi tuhaf bir gürültü çıkarıyor. İntizamsız adımlarla sisler içinde intikal eden disiplinsiz leşkerleri hatırlatıyordu Erkara’ya…
İlmin yeri, vakti, hocası yoktur Doğan’ım; her durum ve şartta öğrenme, öğretme olur. Süleyman Çelebi, cümlesini tamamlarken, uzaklara baktı, daldı…
“Bana selâm veren herkesi düşman bellemiş Erkara… Bir şeyi merak ediyorum…
“Doğan, kafama takıldı! Bugün öğle namazı çıkışında Seyyid Molla İbrahim Efendi diye birinin elini öpmek için cemaat yarışa girmişti.” Ey küçük, öyle içli, Bakarak üzme beni…
Anası, babası, arkadaşları ağız birliği etmişçesine ona çılgın nazarıyla bakıyordu! Çünkü her şeyi ters anlamaya, yanlış yapmaya şartlanmıştı…
Sırf muhalefet olsun diye Seyyid Molla İbrahim’e katılmıştı. Tam aradığı adamdı…
Bekleyenlerin göstermiş olduğu hürmet ve ifadelerden, namaza gelenlerin kim olduklarını tanımaya çalışıyor, bu hususta pürdikkat kesiliyordu. Ezân okunmasına daha vardı…
Aziz Kripto mermer eşiği aşınca gözleri kamaştı. Yeşil bir çarşaf gibi önünde uzanan Bursa ovasını hayranlıkla seyretti…
Gerçekte adam onlar, barbar kendileriydi. Böyle düşündüğü için kendini çok suçlamıştı…