“Geyiğin bütününü yesen bile doymazsın ki!..”
Çekirge Ali, her şeye eyvallah ederdi. Lakin iş atmaya, tutmaya, atlamaya, zıplamaya gelince akan sular dururdu…
"Yazar hakkında henüz detaylı bir biyografi eklenmemiş."
Çekirge Ali, her şeye eyvallah ederdi. Lakin iş atmaya, tutmaya, atlamaya, zıplamaya gelince akan sular dururdu…
“Çekirge Ali gelmeden biraz yol almalıyım” dedi, etten büyük bir parça koparıp ağzına attı… Kızgın ateşin karşısında pek terlemiş, buğday benizli, gürbüz delikanlı Hasan Bey, her şeyden evvel cenk meydanlarında kavrulmuş bir cengâverdi. Tiftikten örülmüş yeleği ve keçi derisinden kalpağı ona daha bir heybet, azamet veriyor, bakanda ürperti uyandırıyordu. Balkabağına benzeyen saçsız başını, kaşır gibi […]
“Doğan Bey’im sana itimadım çok, yolun da bahtın da açık olsun. Kuvvetin yeterse ara! Ama dışarıda değil, aradığını ‘kendinde’ ara!..” Allahü teâlânın dostu kapıdakine hemen cevap verdi:“Mademki şimdi sen bensin, ey ben olan, benden olan içeri gir! Bu ev dardır, bu evde iki ben için yer yoktur! Benlik davasından geçtiysen gel buyur!” *** Dersimi aldım […]
“Her kapıyı çaldığında kapı açılır mı, açılmaz mı bilmem ama kendisine kapı açılanlar kapıyı edeple çalanlardır…” Hocası, Doğan Bey’e sordu: – Suâllerimi dikkatli dinle, mertçe cevap ver! Canın gargaraya geldiği zaman, o mahir olduğun ata binip inmeyi yapabilir misin? – Mümkün değil! Elim ayağım tutmaz, o kuvveti bulamam, yerimden kalkamam! – Uzun bir müddet zahmet […]
“Gel, gel, ne olursan ol, yine gel! İster kâfir, ister Mecûsi. İster puta tapan ol, yine gel! Bizim dergâhımız, ümitsizlik dergâhı değildir…” Doğan Bey: – Bir de Hocam, Mevlânâ hazretleri “Gel ne yaparsan, yap, ne olursan ol yine gel…” diyor. Bir arkadaş da hem dünyayı yaşarım hem de ahireti… bu işler nasıl oluyor ya da […]
Pek konuşmazdı Doğan. Ama keyfi yerine gelsin diye içerideki küçüklerle şakalaşmak, sıkıntılarını hafifletmek istiyordu… Doğan Bey, hoca efendinin kaldığı yeri, kolayca buldu. Kapı kapalıydı ama çok şükür, içeriden sesler geliyordu. Tahta kapıyı tıklattı, bekledi. Daha bekledi yine tıklattı. “Ufaklıkların gürültüsünden sesimi işitmiyorlar galiba” derken aralıktan cılız bir ses duyuldu: – Kimse yok! dedi, sustu. – […]
“Hem vaktim yok, bir yerlere gidecektim diyorsun, hem de susuyorsun! Durma anlat bakalım! Derdini söylemeyen derman bulamazmış!..” Çayır, tıklım tıklım koyun kuzu doluydu. Kuytu bir köşede yer buldu ve oturur oturmaz da “Ee… anlat bakalım derdin neymiş?” dedi, Doğan’ı konuşmaya teşvik etti. – Haydi dinliyorum… dedi, “filozof kılıklı” adam ve konuşmasına devam etti: – Hem […]
Bugün başkaydı… Hayatında yeni bir sayfa açılmış ve ne yazacağını bilmeyen tembel bir talebe gibi hissediyordu kendini. Birbirine bitişik, kimi kiremit çatılı, kimi düz dam evler, sağa sola koşuşturan her yaştan insanlar, yürüdüğü taş döşeli kaldırımlar, bağrışan çocuklar, piyadeler, “çekilin” deyip yol isteyen sürücüler… kim olurlarsa olsun hiçbiri de umurunda değildi. Harp, fitne ve hele […]
Dehşetli bir rüya gören Doğan, gördüklerinin gerçekliğinden etkilenir ve teselli bulmak için hocasına gitmeye karar verir. Abdestini aldı, elbiselerini giyindi ama gördüğü dehşetli rüyanın tesiri altındaydı hâlâ. Rüya olduğunu anlamasına anlamıştı da tesirinden bir türlü kurtulamıyordu. Attığı çığlıkları duyan Matlube sütanacığı uyanmış, korkulu gözlerle odaya koşmuştu. Gülerek başını okşayıp “Hadi anacığım odana! Bak bende bir […]