Alışık olmadıkları kıyafetlerle hedefe doğru yürüyorlardı…
Kafadarlar, plan icabı, şatonun merdivenlerini tırmanmaya başlamadan önce, Kâbus’un ve maiyetinin önünden geçtiler. İşte yine babaları gibi, evlatları da beraberler omuz omuza…
"Yazar hakkında henüz detaylı bir biyografi eklenmemiş."
Kafadarlar, plan icabı, şatonun merdivenlerini tırmanmaya başlamadan önce, Kâbus’un ve maiyetinin önünden geçtiler. İşte yine babaları gibi, evlatları da beraberler omuz omuza…
Emîr Sultan hazretlerinin; “Mürşidi olmayanın mürşidi, şeytan olur!..” cümlesi, ılık bir meltem gibi içini ısıtarak yankılandı kulaklarında. Süleyman Çelebi, eski yazdıklarına tebessüm ederek baktı…
Bu sabah erkenden kalktı… Zaten uyuyup uyumadığı da tam belli değildi…
Maria “Osmanlı demek sözünde durmak, emin olmak, doğru, dürüst yaşamak, yakınlarını da yaşatmak aklıma geliyor” diye içinden geçirdi… Önüne bol elbiseli, iri yarı biri dikildi Maria’nın…
Geç vakitler olmasına rağmen uyuyamadı Maria. Kalktı, dolaştı…
Kâbus, işin sonuna gelmenin keyfiyle her şeyle alâkadar oluyor, emirler yağdırıyordu. Kartal yuvası gibi odasından avazı çıktığı kadar bağırdı…
“Şu anda yüzlerce beyit dilimin ucundan, kâğıtlara dökülmeyi bekliyor Sultan’ım. Heyecanlanıyorum elimde olmadan.” Süleyman Efendi: – Ben sevinmeyeyim de kim sevinsin, söylesene Matlube’m…
“Sıkıntılar, felaketler, ölümler insanda derin bir yara gibi kalıcı izler bırakıyor, kolay kolay iyileşmiyor. İyileşse de mutlaka izi kalıyor…” “Doğan’ımı düşmanların şerrinden koru Allah’ım…
Erkara: “Tek ümidim Yüce Rabbim. Kullarından bile Doğan Bey gibi affediciler olduğuna göre, merhametliler merhametlisi Allahü teâlânın rahmet ve mağfiretine sığınıyorum.” Keşke, Kâbus’un Osmanlı akıncıları için kurdurduğu çengellerden birinde kendisi asılsaydı…