Enflasyon düşmüyor çünkü düşmesi istenmiyor
Üç yıl geçti… Bir değil, iki değil, tam üç yıl…
"Yazar hakkında henüz detaylı bir biyografi eklenmemiş."
Üç yıl geçti… Bir değil, iki değil, tam üç yıl…
Geçen hafta alışılmışın dışında bir program için Kars’taydım. Ekonomi gazeteciliğinde geçen 20 yıl boyunca yüzlerce yatırım, fabrika açılışı, finansman anlaşması ve sosyal sorumluluk projesi izledim…
Eskiden bankaya para yatırmaya giderdik. Sonra kredi almaya, yatırım yapmaya, EFT göndermeye…
Bir zamanlar mahalle aralarında dolaşan eskiciler vardı. Sokak sokak gezer, avazları çıktığı kadar bağırırlardı: “Eskiciiii…
Türkiye yaklaşık sekiz buçuk yıldır ekonomik krizin içinde. Dikkat edin; resesyondan, kısa süreli durgunluktan ya da geçici bir enflasyon dalgasından söz etmiyorum…
“AVM’ler dolu…” “Lokantalarda yer yok…” “500 liralık lahmacunun önünde kuyruk var…” “Uçaklarda boş koltuk bulunmuyor…” “Yunanistan’a gitmek isteyenler kilometrelerce kuyruk oluşturuyor…” “Herkesin altında otomobil var…” Ne zaman Türkiye’deki ekonomik kriz konuşulsa, iktidarın ve onu savunanların sığındığı cümleler bunlar oldu. Sanki AVM’de gezen birkaç yüz bin kişi, ay sonunu getiremeyen milyonları yok ediyordu…
Bir zamanlar bankacılık, Türkiye’nin en itibarlı mesleklerinden biriydi. Bankacı olmak; iyi bir maaş almak, çocuğunu özel okulda okutabilmek, yaz tatiline çıkabilmek, yurt dışına gidebilmek, ev ve otomobil sahibi olabilmek demekti…
Ekonomi tarihinde bazı dosyalar vardır ki, yıllar geçse de kapanmaz. Sadece rakamlar değişir, aktörler değişir ama hafızalarda kalan soru aynı kalır: “Gerçekten adil miydi?” Bugün HSBC Türkiye’nin yeniden satış masasında olduğu konuşuluyor…
Son dönemde Türkiye’de sessiz sedasız ama çok büyük bir tarımsal dönüşüm yaşanıyor. Bunun adı yaban mersini…