Stratejik parazit
“Önce Amerika” mottosu “Önce İsrail’in Konforu” şekline dönüştü ama İsrail’in korkuları yine de tükenmedi. Gerçi hiçbir zaman da tükenmez; İsrail doğası gereği “korkuyla” maluldür…
"Yazar hakkında henüz detaylı bir biyografi eklenmemiş."
“Önce Amerika” mottosu “Önce İsrail’in Konforu” şekline dönüştü ama İsrail’in korkuları yine de tükenmedi. Gerçi hiçbir zaman da tükenmez; İsrail doğası gereği “korkuyla” maluldür…
Gün geçmiyor ki birini tehdit etmesin. Son kurbanı Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal oldu…
Ne kadar delil, belge, itiraf olursa olsun “İktidar operasyon çekiyor” lakırdısını devreye soktular mı bilumum “yolsuzlukların” görünmez olduğuna inanıyorlar. Artık mızrak çuvala sığmıyor, haberleri yok…
Geçenlerde sosyal medyada bir yurdum insanının, “Batı’ya gidin de insanlık görün…” diye hülasa edeceğim bir iletisine rastladım. Bu da bana “Alamancıların” (ilk gençlik yıllarımızda kulaklarımıza eziyet olan) o meşhur lakırdılarını hatırlattı: “Almanya sokakları öyle temiz ki süt dök yala, o derece.” Demek ki geçen onca yılda değişen pek bir şey olmadı…
ABD Başkanı Trump “Gideceğim, dünya ticaretini kurtaracağım, gerekirse İran’ı haritadan sileceğim…” diyerek okyanusları aşıp Hürmüz’e dayanmıştı. Lakin coğrafyanın tokadını yiyince “Pakistan rica etti, azıcık durup düşüneceğiz” kıvamına geldi…
Ayrışmaların müptelası olduğumuzdan mıdır nedir, yurdum insanı bu sefer de futbol üzerinden kutuplaştı. Üstelik bu kutuplaşma, futbol müsabakalarında tartışılan pozisyonlar dolayımında değil, Süper Lig’e yükselen Amedspor’u tebrik edenler ve etmeyenler üzerinden şekillendi…
İsrail rejiminin Merkez Bankası Başkanı Amir Yaron’un raporlarına göre, 2023 Ekim ayından bu yana biriken toplam savaş maliyetleri 140 milyar doları aşarak ekonomilerinde devasa hasar bırakmış. O kadar ki İsrail’in son on yıldaki ekonomik kazanımlarını alıp götürmüş…
Bugün NATO’dan çıksak, maazallah Kıbrıs’ta bile “işgalci devlet” durumuna düşermişiz. NATO ittifakında yer almamız bizi NATO’dan koruyormuş…
Mine Kırıkkanat’ın “kılıç artığı” söyleminin ardından “Anlamını bilmiyordum, cehaletimi bağışlayın” özrü neden kabul görmedi? Bağışlamak erdem değil mi…