Vay Ursula, vah CHP
Avrupa kıtası tamamlanmalıymış. Böyle buyurmuş Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen…
"Yazar hakkında henüz detaylı bir biyografi eklenmemiş."
Avrupa kıtası tamamlanmalıymış. Böyle buyurmuş Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen…
ABD Genelkurmay Başkanı, Trump’ın nükleer çantasını sanki yaramaz bir çocuğun elinden iPad’ini alır gibi çekip almış. “Bak Donald” demiş, “bu düğme var ya seni Mars’a götürmez, hepimizi tarihe gömer…” Sosyal medyada dolaşıma giren iddia böyle…
Nasıl bir bencillik, nasıl bir fırsatçılık ve ne korkunç bir empati yoksunluğudur bu! Kahramanmaraş’ta 14 yaşındaki bir çocuk, ilköğretim okuluna girip bir öğretmen ve sekiz öğrenciyi hayattan koparıyor; tüm Türkiye şokta, evlatlarını yitiren aileler perişan…
Şanlıurfa’dan gelen o uğursuz haberin şokunu henüz atlatamamışken, bu kez de Kahramanmaraş’taki okul saldırısıyla kanımız dondu. Daha önce biri çıkıp Türkiye’de böyle şeyler olacak deseydi, o Yeşilçam repliğinden mülhem şöyle derdim: “O senin dediğin Rafet El Roman’ın ‘Macera Dolu Amerika’sında olur yavrum…” Lakin yanılırmışım ki ne kadar…
Bir tek bunlar kimsenin avuruna zavuruna bakmadan düşüncelerini özgürce dile getirirlermiş. Bir tek bunlar destekledikleri (CHP) partiyi istedikleri zaman eleştirebilirlermiş…
ABD Başkanı Trump’ın Papa ile girdiği polemik nereye varır bilinmez ama şimdilik heyecanlı gidiyor. Papa, Gazze soykırımına üzüldüğünü ifade etmişti…
Muhafazakâr mahallenin medyasında bir zamanlar herkesten çok arzı endam eden, adı lazım değil biri, ABD-İsrail ile İran arasında 39 gün süren savaşı değerlendirdiği yazısında… “İran halkının refahı için yatırım yapacağı yerde füze ve insansız hava araçları yaptığını, bunları da İsrail’in üzerine göndermek zorunda kaldığını” yazabildi…
Bu hep böyledir; savaş biter bitmez serlevhamızdaki soru etrafında yorumlar sökün eder. Maslahatçı eşhas da “Barışın kaybedeni olmaz” gibi beylik sözler sarf eder…
Sezai Karakoç üstadımız, 1960’lı yıllarda “Sütun” başlığı altında kaleme aldığı yazılarında, Batı’nın medeniyetimizin ifadesi olan İslam şehirlerine duyduğu derin kıskançlığı ve yok etme arzusunu haber vermişti. Aradan geçen altmış yıl, mezkûr haberi trajik bir hakikate dönüştürdü…