Antalya’da COP 31, Adana’da plastik atık dağları
Türkiye, bugünlerde Güneydeki iki büyük kentinde; küresel ölçekte önem taşıyan ve kendisini dünya ülkeleri arasında dikkat çekici bir konuma getiren iki önemli olaya ve gelişmeye sahne oluyor.Birincisi, Türkiye’nin ev sahipliğinde 9–20 Kasım2026 tarihlerinde Antalya’da gerçekleştirilecek olan, 197 ülke ve Avrupa Birliği’nin taraf olduğu uluslararası iklim rejimi çerçevesinde yaklaşık 100 bin kişinin katılımının beklendiği, dünyanın her yıl düzenlenen en büyük ve en kapsamlı iklim ve çevre konferansı niteliğindeki Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP31).İkincisi ise, Türkiye’nin uzun yıllardır Avrupa’nın en büyük plastik atık ithalatçısı olarak başta İngiltere, Almanya, Belçika, İtalya ve Hollanda olmak üzere Avrupa ülkelerinden geri dönüştürülmek veya bertaraf edilmek amacıyla ithal ettiği yüz binlerce ton plastik atığın önemli bir bölümünü barındıran, çevre ve insan sağlığı açısından ciddi sorunların yaşandığı Adana’daki plastik atık ve çöp dağları.Aralarında yaklaşık 500 kilometre mesafe bulunan bu iki önemli kentimizde, Türkiye’nin oluşumları bir birbirine taban tabana zıt iki ayrı olaya ve gelişmeye ev sahipliği yapması ve bunlarla ilişkili süreçlerde birbiriyle temelden çelişen iki farklı rol ve işlevi üstlenmesi; basit bir rastlantının çok ötesinde, çevre ve sürdürülebilirlik politikalarımızda içine düştüğümüz derin tutarsızlık ve dengesizlikleri gözler önüne seren bir ironi oluşturuyor.Peki, bu çarpık tablo ne anlama geliyor? Türkiye’nin çevre ve sürdürülebilirlik politikalarında hangi çelişkileri, tutarsızlıkları ve dengesizlikleri gözler önüne seriyor…