Fenni Sünnetçi
Nüfus sayımında sayılmayanlardandık…
İstanbul-Aksaray’ın anneanne evinden, bol gölgeli cennetimden dünyaya düştüğümde… 11-12 yaşlarımdaydım. Bahçelievler’in ıssız arka mahalleleri yaz sıcağında kavrulurdu. Biraz çukurda kalmasından mıdır nedir güneşte kalanların eridiği söylenirdi. O dereceydi. Çocuklar sokağa anca akşamüstü çıkarlar tek kale filan yapıp top oynarlardı. Su yoktu, herkesin “çak kudu çak çak” tulumbalı kuyuları vardı. Damdaki saç depoya su çekmek maalesef benim görevimdi. Koca depo bir türlü dolmaz, hayatımı söndürürdü. Dolduğunda dama çıkar deponun altındaki kümesten güvercinleri çıkarır salar, taklacıların taklalarını seyreder ve her ne kadar anneannemin Tevhid terbiyesinden geçmiş olsam da babamın agnostizminin baskısıyla kafam karışmış olur… Fakat illâki güvercinlerin uçuşunu seyrederken mucizeyle…