Vav’ın altındakiler
Mayısın son günleri, İstanbul’un taşlarına sinmiş fethin nefesi. Arnavut kaldırımlarının altından asırlar öncesinin nal sesleri, göğün yırtığından ise kadim bir şehrin yeniden doğuş sancısı sızıyor…
"Yazar hakkında henüz detaylı bir biyografi eklenmemiş."
Mayısın son günleri, İstanbul’un taşlarına sinmiş fethin nefesi. Arnavut kaldırımlarının altından asırlar öncesinin nal sesleri, göğün yırtığından ise kadim bir şehrin yeniden doğuş sancısı sızıyor…
Bugünlerde hepimizin en çok yorulan, en çok yağmalanan yanı haritalardaki o uzak coğrafyalar değil; doğrudan doğruya kendi zihnimizin, kimselerin kolay kolay tapusunu soramadığı o sessiz odaklanma havzası. İnsan tabiatının, anatomiye gizlenmiş ince bir sırrı vardır…
Washington’da, Amerikan Senatosu’nun o soğuk ve keskin mermer sütunları arasında zaman adeta geriye doğru bükülüyor. Takım elbiseli figürlerin, kürsüden parlayan spot ışıkları altında uzayan katı gölgeleri arasına, görünmez bir kadife pelerin süzülüyor…
Kabuğu usulca soyulan bir mandalinanın odaya yayılan o keskin, asidik diriliği… Narenciyenin yağı parmak uçlarınıza işler, saatlerce silinmez…
Arefe, takvim yapraklarında sıradan bir geçiş değil; zamanın nefesini tuttuğu, dünün yorgun tortusunun yarının neşesine karıştığı ağırbaşlı bir eşiktir. Olayların sadece sonucuna odaklanmış yığınların aksine, gerçek inşanın o son bekleyiş anında gizli olduğunu bilenler için bu vakit, pürüzsüz bir araf halidir…
Bin dokuz yüz otuz dokuz yılında, yeryüzünün büyük bir yıkıma hazırlandığı o puslu günlerde inşa edilen bir binanın asırlık camları, seksen beş yıl sonra bir gece yarısı tuzla buz oldu. Ukrayna’nın başkenti, sabaha karşı gökyüzünü yararak inen amansız bir fırtınanın ortasında uyandı…
Bir insanın yeryüzündeki asıl menzili, yürüdüğü yollar değil, avuçlarında taşıdığı ağırlıktır. Bizler hep ileriye, durmaksızın o meçhul ufka doğru adımladığımızı sanırken, aslında sadece geride bıraktığımız toprağın amansız çekimine direnen nafile birer rüzgârız…
Bugünlerde pek çok kamu kurumunun o resmi masalarında sessizce tekrar edilen bir sahne var: Sıfır hata ile övünülen devasa bir verimlilik raporu özenle önlerine konuyor. Sayfalardaki pürüzsüz grafikler her şeyin kusursuz işlediğini söylüyor…
Verizon’ın 2026 Veri İhlali Raporu’nda sarsıcı bir paradoks gizli: En büyük yıkımlar, en pürüzsüz arayüze sahip sistemlerin kalbinde yaşanıyor. Raporda, saldırganların bu açıkları birer silaha dönüştürme hızının, kurumların savunma reflekslerini kat kat geride bıraktığı belirtiliyor…