Açık bahçe
Özgürlük yalnızca bir hak değildir. Özgürlük, insanın varoluşunu taşıyan en köklü ve en kırılgan imkândır…
"Yazar hakkında henüz detaylı bir biyografi eklenmemiş."
Özgürlük yalnızca bir hak değildir. Özgürlük, insanın varoluşunu taşıyan en köklü ve en kırılgan imkândır…
Ayışığı bahçenin üzerine düştüğünde dünya biraz değil, bütünüyle yavaşlar. Gündüzün keskin çizgileri erir; ağaçlar, çiçekler, taşlar ve insan yüzleri daha derin, daha şiirsel, daha dokunulabilir bir anlama kavuşur…
Teoloji, psikoloji ve özgürlük, insanı aynı anda hem kuşatan hem de açığa çıkaran üç ayrı mücadele alanıdır. Bunları uzlaştırıcı bir dille yan yana koymak, insanın gerçek trajedisini gizlemektedir…
Haziran, göğün yeryüzüne biraz daha yaklaştığı aydır. Güneş yalnızca taşları, yaprakları, teni ısıtmaz; insanın içindeki eski ve unutulmuş ateşi de uyandırır…
İnsan, boyun eğmek için doğmamıştır. İnsan, sorulmamış soruların içine doğmuştur…
Medeniyet, taşla, çelikle, teknolojiyle değil; insanın insana nasıl davrandığıyla ölçülür. Bir toplumda yollar genişleyebilir, binalar yükselebilir, üretim artabilir; ama insan onuru korunmuyorsa orada yalnızca gelişme vardır, medeniyet değil…
Medeniyet, taşın üstüne taş koymak değildir sadece; anlamın, bilginin, değerin ve özgürlüğün üstüne insanı koyabilmektir. Bu nedenle medeniyetin gerçek kaynağı ne topraktır, ne kan bağıdır, ne kabiledir, ne millettir, ne kutsal mitolojilerdir, ne de fetihlerin görkemidir…
Doğa hümanizmdir. Bu söz, insanın kendini put sanan kibirli hırsına vurulmuş bir tokattır…
Dut ağacının altında kahvaltı, yalnızca bir öğün değildir; sabahın kalbinde kurulan küçük bir tören, iki insanın dünyayı bir süreliğine unutma biçimidir. Bahar, dalların arasından usulca süzülürken rüzgâr saçlarına dokunur, yaprakların gölgesi masanın üzerine ince bir huzur gibi düşer…