“Çok pişmanım yiğidim, lakin insanlığımdan utanıyorum…”
Kuru arpa yemesinden ve uzun yol katetmesinden dolayı susamış olan hayvan, sahibini sürüklercesine ırmağa daldı… Ayın on beşi her tarafı, sarı, mor sislerle dolduruyordu…
"Yazar hakkında henüz detaylı bir biyografi eklenmemiş."
Kuru arpa yemesinden ve uzun yol katetmesinden dolayı susamış olan hayvan, sahibini sürüklercesine ırmağa daldı… Ayın on beşi her tarafı, sarı, mor sislerle dolduruyordu…
Arap Molla, uzun bir salevat okudu, Molla Fenari ağlayarak bir duâ yaptı. Cemaat, gözyaşları içinde “âmin” dediler…
Ruhunun rahat ettiği tek yer bu ihtişamlı bina ona sanki; “Kaç gündür nerelerdeydin? Yokluğunun pek hasretini çekiyorum” diyecek gibi geliyordu…
Süleyman Çelebi’nin, konuşacak mecali, söyleyecek lafı kalmamıştı. Kurumuş, taneleri çıkarılmış haşhaş kapsülü gibiydi…
Yıldırım Han, Emîr Sultan hazretlerinin dergâhına kadar gelmişti. Hâl ve gidişatı yakinen görmüş olmanın rahatlığıyla ayrıldı oradan…
Sultan Yıldırım: “Beyazıd Paşam, Akıncı Doğan Bey’in vakit kaybetmeden sefere devam etmesi çok isabetli oldu.” Padişah, iri şahin gözlerini uzaklara çevirdi. Delillerinden emin olan sade insanlara mahsus bir kanaatle; “Kendi kazdıkları kuyuda boğulacaklar” diye söylenerek divana yöneldi…
Lolo, yürüyen çöplük gibiydi âdeta. “Saraydan çöplüğe düşen benden başka biri daha var mıdır acaba?” dedi, kendi kendine…
Burası, kocaman bir oda büyüklüğünde mağaraydı. Devamlı yanan ateşten dolayı her taraf zifiri siyahtı…
Duman, kesintisiz ince bir ip gibi göğe yükseliyor, sonra da dağılıp kayboluyordu. BÜYÜCÜ LOLO…