“Çıkarken kapıyı örtersen makbule geçer bacım…”
Sarıkız’ın keyfi kaçmıştı. Doğan Bey “bacım” kelimesinin üstüne öyle basıyordu ki, bütün ümitlerini yıkıp götürüyordu bu kelime…
"Yazar hakkında henüz detaylı bir biyografi eklenmemiş."
Sarıkız’ın keyfi kaçmıştı. Doğan Bey “bacım” kelimesinin üstüne öyle basıyordu ki, bütün ümitlerini yıkıp götürüyordu bu kelime…
Usulca aralanan kapının ağzında hancının kızı göründü… Bir elinde ayran testisi, diğer elinde kocaman bir bardak gülümsedi…
Süleyman Çelebi, misafirlerin bulunduğu odaya geçti. Matlube Hanım, gece yarısından beri ilk defa rahat bir nefes almıştı…
Süleyman Çelebi, refikasının ısrarıyla girdiği geniş yatağında, kırmızı kadife kaplı yorganının altında sıkılmış bir yumruk gibi yusyumru yatıyordu. Erkara: – Yani demek istediğim, ruh ve gönül birliği içinde olmak her şeyi kolay, yağdan kıl çeker gibi çözdü…
“Bu cahil insanlar bizim kıymetimizi bilemezler! Bilmeyecekler de…
Erkara, Aşır ve Palabıyık, Kripto ve arkadaşlarını Karahan’a kadar getirip kapı önünde bırakmış, kimseciklere görünmeden de geri dönüyorlardı. Adam çok şaşırmıştı…
Narin ayaklarını, yünden örülmüş kendinden desenli çoraplarla örten güzel kız, daha önce başladığı örgüsüyle meşgul olmaya başladı. Beyaz, işlemeli, biri nemlendirilmiş, diğerleri kuru bırakılmış pamuk peçeteleri, masanın münasip yerine yavaşça koyarak müsaade istedi Sarıkız…
Hancının dünyalar güzeli kızı, ocakta kızarmakta olan bir tepsi böreği vakit kaybetmeden sıcak sıcak masaya taşıdı… Örnek aldıklarının başında gelenlerinden biri de Doğan Bey’di…
Hanın avlusuna gelmiş, atların bulunduğu ahırlara doğru dönerken zilzurna sarhoşlarla karşılaştılar. Bunlar, Ulucâmi’de vaaz vereni kaçıran gizli teşkilatın adamlarıydı…