“Benim o makama çıkacak yüzüm yok artık!”
Süleyman Çelebi, Doğan Bey’inin esir edilmesi hadisesine üzülmüştü elbette. Lakin asıl onu yiyip bitiren dert başkaydı…
"Yazar hakkında henüz detaylı bir biyografi eklenmemiş."
Süleyman Çelebi, Doğan Bey’inin esir edilmesi hadisesine üzülmüştü elbette. Lakin asıl onu yiyip bitiren dert başkaydı…
Beyazıd Paşa, Atmaca Nuri Bey’in ardından iftiharla baktı. Dudaklarında anlaşılmayan bir duâyı mırıldayarak koltuğuna oturdu…
Paşa açık kapının önüne yaklaşınca iki tam teçhizatlı nöbetçi, hürmetle selâmladı. Eşikten ayağını atarken, geri döndü…
Yalnız kalbinin “küt, küt” vurmasından başka bir ses duymuyordu Gülşah… Gülşah, Erkara’nın sık sık önüne çıkmasına içerlediğinden mi, yoksa Doğan Bey’inin hasretinden mi ne, tam ayırt edemediği bir sıkıntıyla için için yanıyordu…
Bir şamar gibi suratına patlatılan kelimelerden sonra da dönüp sert adımlarla yürüdü. Erkara, peşi sıra boş gözlerle baktı, durdu…
Yıldırım Han: “Söyle Evrenos’um nerede hata yaptık?.. Emîr’im hele bir desene…
Haber yeni gelmişti. Henüz şehirde herkes duymamış olabilirdi…
Gülşah’ın, Doğan’ın düşmanın elinden kurtulacağına inancı tamdı. Utanmasaydı, büyükleri müsaade etseydi, erkek kılığına girer, onu aramaya bile giderdi…
Şövalye Kâbus, adamı Kripto’yu muvaffakıyetinden dolayı önce mükâfatlandırdı. Sonra da kendini gölgede bırakacağını düşünerek boğdurttu…