Ünal Bolat
Türkiye Gazetesi"Yazar hakkında henüz detaylı bir biyografi eklenmemiş."
Tüm Yazıları
Veren el olabilmek…
“O zamanlarda fakirlik, gariplik ülkenin koca imparatorluğunun her yerinde mevcuttu.” “İnsan için yalnız kendi çalıştığının karşılığı vardır.” İslamiyet’te kimseye muhtaç olmamak için çalışmak, helal kazanç sağlamak ibadet sayılmış; el emeği ile geçinmek birçok yerde övülmüştür. Çalışmanın önemiyle ilgili âyeti kerime ve hadisi şerifleri burada yazmanın imkânı yoktur…
İşte o kişi bendim
“Ayılınca kitapları eve getirdim. Sonra merak edip arada ben de okumaya başladım…” Hatırama bugün de devam ediyorum…
Bu milletin mayası çok temiz
“Benim dikkatimi çeken ise oradaki arkadaşlardan birinin her hatıra sonraki yüz hâli idi…” Dünya hem çok küçük hem de taaccüp edici hadiselere gebe. Geçtiğimiz günlerde hasta babamı ziyaret için Aydın’ın şirin ilçesi Söke’ye gitmiştim…
“Bu dünkü misafirimiz değil mi?”
“O zaman meşveret nedir, söz dinlemek nedir bilmiyordum, öneminden habersizdim.” Yıl 1968, ocak ayının son haftasıydı. Bir sürü engellemelere rağmen, o zaman Siirt’in Baykan ilçesinin bir köyünde ikamet eden bir mübarek zatı ziyaret etmek için senelik izne ayrılmıştım…
“Madem biliyordun neden sakladın!”
“Bir gün bile merak edip arayıp sormayan bir baba ile aynı evde yaşayamam ben…” İki yıl boyunca kendisini arayıp sormayan, ailesini unutan delikanlı annesini karşısında görünce önce şaşırdı, sonra koşup sarıldı annesine. Babası hariç herkesi soruyordu annesine “O nasıl, bu nasıl?” diyerek…
Oğlumu çok özledim
“Kendilerini anlatamayan anne babaların yaralı kalplerine ithaf olarak sunmak istedim.” Aslında benim de benzer hatıralarım var. Buna benzer neler yaşadık nice evlat olarak baba olarak…
Tarihçi hükmünü peşin vermez
“Bazıları, ömrümüze uzun konuşmalarla değil, tam zamanında bir cümleyle girerler…” Hatırama bugün de devam ediyorum… Son başvurusunu köklü bir Anadolu üniversitesine yaptı…
“Baba, diplomama bir bak!..”
“Nöbetçi öğretmen her bayram aynı soruyu sorardı: Sen yine gitmedin mi Yusuf?” Bayram arefeleri, yatılı okulların en sessiz günleridir. Öğleden sonra koğuşların havası birdenbire değişir; demir dolapların kapakları telaşla kapanır, bavullar hışırtılarla koridorlarda sürüklenir, memleketten gelen çöreklerin, baklavaların kokusu binanın dört bir yanına yayılırdı…